Mehmet Kaplan

Mehmet Kaplan

7.4/10
102 Kişi
·
361
Okunma
·
59
Beğeni
·
4.346
Gösterim
Adı:
Mehmet Kaplan
Unvan:
Yazar
Doğum:
Sivrihisar, Eskişehir, 18 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 23 Ocak 1986
18 Mart 1915 tarihinde Eskişehir Sivrihisar’da doğmuştur. Ortaöğrenimini Eskişehir’de tamamladı. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı asistanı, 1939′da lisans, 1942′de doktora, 1943’de doçent, 1952’de profesör oldu.
1958-1959’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde dekanlık ve rektör vekilliği görevlerinde bulundu. Kaplan’ın ilk yazıları 1930’ların sonunda Gençlik, İnkılapçı Gençlik dergilerinde göründü. 1943-1946 arasında İstanbul dergisinde yayınlanan inceleme ve eleştiri yazılarıyla tanındı. 1947’den sonra Hareket, Şadırvan, İstanbul, çağrı, Hisar, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yazdı.
Önceleri incelemelerini metnin anlatım biçimine dayandırırken; daha sonraki yıllarda sanatçının kişiliği, biyografisi, psikolojisi gibi öznel etkenlerle metin arasında bağlantılar kuran bir yaklaşımla edebiyat tarihine yöneldi. Dilin yenileşmesi karşısında tavır aldı. Kaplan’ın yabancı dilleri: Fransızca, İngilizce, Almanca’dır. 23-02-1986 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.
Konuşma bir insan hakkında pek az bilgi verir. Kültürlü bir insanı tanımak için okuduğu, bilhassa tekrar tekrar okuduğu kitapları bilmek lazımdır.
Türkçüler Batı’nın ilim ve tekniğini reddetmedikleri gibi, din aleyhtarı da değillerdi. Onlar da batıl inançlara çatıyorlardı, fakat dinin özüne, esasına dokunmuyorlardı.
Dinî inançlar ve müesseselerin yıkıldığı ülkelerde, onların yerini birer din müesseseleri haline gelen ideolojiler almıştır. Dinler gibi çağdaş ideolojilerin de duaları, ilâhileri, efsaneleri, mabedleri, heykelleri, resimleri vardır. Fakat aklî temele dayanan ideolojilerde dinlerdeki derinlik, güzellik ve derin mânalar yoktur.
Yüzyıldan beri Batılılar Türkleri incelemeyi bir bilim dalı haline getirmişlerdir. Bu ilme “Türkoloji” adı veriliyor.
Anayasa’da “resmî dil Türkçedir” denildiği halde, Türkiye’de öğretim dili Türkçe olmayan okullar ve üniversiteler vardır. Bu durum Anayasa’nın lafzına ve ruhuna aykırı değil midir?
Fabrika işçisi, koyulduğu makineyi âdeta düşünmeden kullanır. Bu da onu makinenin bir parçası yapar.
Neden bir zamanlar büyük devlet ve medeniyet kurmuş olan milletler yok oluyor? Devletleri var eden ve yaşatan temel varlığın millet olduğunu biliyoruz. Acaba milletleri millet yapan amil nedir?
Halk anlasın diye karmakarışık vakıaları basitleştirmek, onu bilmediği pek çok hakikatten mahrum etmek demektir. İyi bir romancı veya hikâyecinin eseri de halkın bilmediği kelimeler ve ifade şekillerini ihtiva edebilir. Burada da basitleştirme ve sadeleştirme, halkı, tanıması veya zevk alması gereken duygu ve düşüncelerden uzak tutar.
anahtar kelimeler: kültür, dil

her üniversite çağına gelmiş, edebiyat okuyan öğrencinin okumasının farz olduğu mehmet kaplan’ın deneme kitabı.
kaplan, “kültür, dilden doğar.” der. fakat bu onların ayrı semantiklere sahip olduğu gerçeğini değiştirmez. belli bir insan topluluğuna (millet) ait sesli göstergeler dizesi dil olarak nitelendirilir. aynı millete mensup toplumlar, aynı dili konuşurlar. milletin oluşumu ile birlikte maddi ve manevi özellikler oluşur. bu özelliklerin bütününe kültür denir. kültür, bir toplumun kimliğin oluşturur, onu diğer toplumlardan farklı kılar.
mehmet kaplan kitapta “ağaç da bir kültür mahsulüdür.” der. atalarımız ağaç ile mimariyi uzlaştırmışlardı.
bununla beraber kitabında sıkça yahya kemal’i methetmiş, hatta “kendi gök kubbemiz” şiirine de yer vermiştir. türk asıllı olmayan, fakat yüzlerce yıldan beri türkler tarafından benimsenmiş, sevilmiş, türk kültürüne hizmet etmiş “saat, hür, mimar, sükûnet, tarih...” gibi kelimelerin türkçe’den atılırsa, şiirlerin güveler tarafından yenilmişe benzeyeceğini söyleyerek öz türkçe akımını yermiştir.

kültürü dilden ayrı tutmak, onu dilin içine ihtiva etmemek millet kavramına aykırı ve yanlış bir tutumdur. konuyla ilgili kitaptaki bir pasaj: “ milli şuur” adı üstünde “şuur” demektir. şuur ise bilmek, farkına varmak mânasına gelir. milletinin tarihini bilmeyen, kelimenin gerçek mânası ile “milli şuur”a sahip olamaz.
Bir ülkeyi yalnız orduları değil, fikir adamları, şairleri, ressamları da korur. Bilgi ve sevgi de bir koruma vasıtasıdır. Hem de en güzel , en tesirli koruma vasıtası !!
Eser Mehmet Kaplanın çeşitli zamanlarda yazdıkları denemelerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş. Denemeler, arasında ufak tefek düşünce farklılıkları var, bunun da normal karşılanması gerek çünkü denemelerde 1945 yılında yazılmış olan da var, 1982 yılında yazılmış olan da. Arada ki yaklaşık kırk yıllık zaman farkı insanın düşüncelerinin değişmesi olasılığını da mümkün kılıyor. Genel olarak Kültür üzerine yazılan denemeler ile başlayan eser, daha sonraları kültürü oluşturan en büyük değerlerden dil üzerene yazılmış denemeler ile son buluyor. Ancak yazarın dil konusunda ki ileriye dönük olarak yaptığı tespitlerden yerinde olmayanları da yok değil. Örnek verecek olursa yazar 1982 yılında yazmış olduğu eser de Türkiye'de o dönemde küçük bir çevre tarafından kullanılan ''ulus'', ''örneğin'', ''saptamak'' gibi kelimelerin günlük yaşama asla yerleşemeyeceği tahmininde bulunuyor. Bu tahminin yerinde olmadığını, Bugün bu kelimelerin günlük yaşantımızda sıklıkla başvurduğumuz kelimelerden olması açıkça gösteriyor.
Eser Kültürümüzü ve Dilimizi nasıl korumamız ve geliştirmemiz gerektiği konusunda bizlere telkinlerde bulunup, kendi fikirlerini de bizlere anlatmaktan çekinmiyor. Özellikle yabancı kelimelere bakış açısı benim de kelimelere bakışımla örtüşüyor. Sonuç olarak fikrimce okunması ve kütüphanenizde yer alması gereken bir kitap.
Genç Maksim Gorki fırıncı çıraklığı yaparken, Tolstoy'un romanlarındaki canlılığa hayret eder, acaba kağıdın içinde büyülü bir şey mi var diye ışığa tutar bakarmış.Zira kelimeler vasıtasıyla bir dünya hayali uyandırmak işi bir büyüden başka nedir ?
Yine üniversite döneminde okutulmuş bir eser, yine iyi ki..
'Nesillerin Ruhu' adıyla müsemma bir kitap, biz varız, Anadolu var, medeniyetimiz, birikimimiz, bir geçiş hali..
Daha önsözde 'Millî olan herşey bizi yeniden düşünmeye sevk etmelidir' diyor Mehmet Kaplan ve bunu yapıyor kitapta, düşündüklerini kaleme alışı bizi de düşündürüyor.. Ve ekliyor 'Unutmayalım ki, ebedî hakikatler bile, biz onları düşündüğümüz müddetçe vardırlar.'
O halde unutmayalım, hakikatlerimiz ve mukaddesatımız hakkında düşünelim..
Keyifli okumalar...
Ünivesite 1 zamanında Türk dili dersinde hocanın verdiği ödev kitabıydı. 15 makanenin özetini istemişti. Az bile istemiş. Her makaleden ayrı ayrı şeyler öğreniyorsunuz. Lise müfredatında okutulması gereken kitap niteliğinde
Kesinlikle üniversite de bazı bölümlerde ders kitabı olarak okutulması gereken kitap. Çoğu sorunu irdeleyip sorunu ve cevabı olarak okuyucuya sunuyor. Türk kültürü dili ve sanatında önemli tespitler yapan Mehmet Kaplan yeri geldiğinde öğüt ve öneri vermekten de kaçınmıyor . soru işaretlerim olan birçok konuyu açıklığa kavuşmamı sağladı. Devamlı elimin altında tutucağım bir kitap.
"Bir ülkeyi yalnız orduları değil, fikir adamları, şairleri, ressamları da korur. Bilgi ve sevgi de bir koruma vasıtasıdır. Hem de en güzel, en tesirli koruma vasıtası."

"Kültür" ve "Dil" kavramlarının bir milletin varoluşu ve gelişimi açısından önemini dile getirmeyi amaçlayan bu eser, Mehmet Kaplan hocanın uzun bir zaman diliminde kaleme aldığı makalelerinden oluşmaktadır. Kitabın içerisinde yer alan Öz Türkçe - Osmanlıca tartışmaları, dil devrimiyle ilgili bize farklı bakış açıları kazandırmaktadır.
Farklı zamanlarda yazdığı yazıların bir araya getirildiği bu eserde Mehmet Kaplan’ın Türk kültürü ve dili üzerine duygu ve düşüncelerini ayrıntılı bir şekilde öğrenme fırsatı buluyoruz. Bu konular üzerine çalışmalarını geniş bir yelpazede sunması –din, ilim, sanat, tarih vb- yüzeysellikten çıkıp daha kapsamlı ve doyurucu bir şekilde bizlere ulaşmasını sağlamış. Bu zamana kadar gelen kültürümüzün nesilden nesile gelişme göstererek devam etmesinin önemi üzerinde durduğu kadar bunun nasıl gerçekleşeceği konusu üzerine de fikirler de bulunmuş. Keskin görüşlerde bulunmak yerine her açıdan eleştirel yaklaşmış olması benim hoşuma giden kısımdı, kitabın sonlarına doğru kendisini eleştirenlerin düşünceleri üzerinden fikrini belirtmesi de buna güzel bir örnekti. Farklı yazarlardan ya da onların eserleri üzerinden arada örneklemelere başvurması da sevdiğim noktalardandı. Kendisinin yazarak düşündüğünü ve ele aldığı konuların tamamen kapanıp son halini almadığını okumuştum, bazı denemeleri aynı meseleler üzerine olmasına rağmen üzerine mutlaka farklı bir şeyler koyarak gelişme gösterdiğini fark edebiliyorsunuz.
Her ne kadar üslubu akıcı ve anlaşılır olsa da işlediği kavramlar üzerinden bilgi verdiğinden dolayı oturup birden okumak yerine elinizdeki başka bir kitabın yanında 4-5 deneme okuyarak ilerlemek daha verimli olabilir. Kendi üzerimden özeleştiri yapmak gerekirse belli sayfa miktarından sonra kitaptan uzaklaşıp farklı duygu düşüncelere daldığımı itiraf edebilirim. Bu da bana özgü olabilir gerçi. :)
Mehmet kaplan okunduğunda fikirlerinin etkisinde kalmamak mümkün olmuyor.Cok doğru, veciz tespitleri ile bunlarla beraber birçok problemi ele alışı ve çözümler sunması okuyucuyu bir yandan düşündürürken bir yandan da farkında olmadan okuyucuların problem çözme yeteneğine katkı sağlıyor...

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Kaplan
Unvan:
Yazar
Doğum:
Sivrihisar, Eskişehir, 18 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 23 Ocak 1986
18 Mart 1915 tarihinde Eskişehir Sivrihisar’da doğmuştur. Ortaöğrenimini Eskişehir’de tamamladı. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı asistanı, 1939′da lisans, 1942′de doktora, 1943’de doçent, 1952’de profesör oldu.
1958-1959’da Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde dekanlık ve rektör vekilliği görevlerinde bulundu. Kaplan’ın ilk yazıları 1930’ların sonunda Gençlik, İnkılapçı Gençlik dergilerinde göründü. 1943-1946 arasında İstanbul dergisinde yayınlanan inceleme ve eleştiri yazılarıyla tanındı. 1947’den sonra Hareket, Şadırvan, İstanbul, çağrı, Hisar, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yazdı.
Önceleri incelemelerini metnin anlatım biçimine dayandırırken; daha sonraki yıllarda sanatçının kişiliği, biyografisi, psikolojisi gibi öznel etkenlerle metin arasında bağlantılar kuran bir yaklaşımla edebiyat tarihine yöneldi. Dilin yenileşmesi karşısında tavır aldı. Kaplan’ın yabancı dilleri: Fransızca, İngilizce, Almanca’dır. 23-02-1986 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 59 okur beğendi.
  • 361 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 112 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları