Okuduğum ilk kitabıydı Ahmet Haşim’in, şiirlerini çok seviyorum. Tamamen kendine has düşünceleri olan biri, birçoğuna katılamasam da okurken keyif aldım, kitabın son kısımları Paris seyahatinden gözlemledikleri ve eleştirileri diyebiliriz. Tavsiye ederim.
Ahmet Haşim,gündüzden nefret eder akşam ve gece onu besler,sanatçı kişiliği ve şairliği edebiyat çevresince sürekli eleştiri konusu olur. Estetik, mitoloji ve Fransızca öğretmeni büyük şair ve elbet onun edebi değeri üzerine konuşmak ne haddime! Beni dillendiren onun şiirlerindeki derin ambiyanslar...Hayatında hiç mutlu olmamış büyük bir şair. Bol miktarda resim unsuru,"şair bir ressam"... Soyut sembolist oluşumun baş dehası tablo misali şiirler...
"Sular mı yandı neden tunca benziyor mermer?
(Muazzam bir tablo)
Saf(öz şiirin) temsilcisi ağdalı ve sanatı bir dilin öncüsü aruz ölçüsüne ve baş koyduğu Fecr-i Ati'ye hep sadık kalmıştır.
Kızıllık, alacakaranlık,hüzün, melenkoli, güneşin batışı, kızıl kamışlar onun tablolarının soyut temalarıdır.
Büyülü renklerin ressamı, doğayı körü körüne değil realiteden uzaklaşmayı öğreten yaratıcı olmayı öğreten isim, tabiatta kelime ve renkler arar;cümleler kurar.
Betimleme ve tasvirleriyle sarhoş eden isim okumaya doyamadığım satırlar en sevdiğim isimlerin başında gelir.Satırlarındaki söyleniş güzelliği onun için çok önemlidir "şiirler vardır ki sular gibi akşamla renklenir ve ağaçlar gibi ayışığıyla gölgelenir" ona göre.
'Bize Göre' onu yakından tanımak isteyenler için başvurulması gereken satırlar mevcut.
15 yıl aradan sonra yeniden buluştuğumuzda,sıradan şeylere bu kadar güzel tasvirler yaparak her cümledede yüzümde kocaman gülümsemeler oluşmasını sağlayan sevgili Ahmet Haşim...
Seni ne kadar özlediğimi okurken daha iyi anladım...insan sevdikleriyle arasına bu kadar yıl koymamalıymış...
Bu kitabın özellikle "Bize Göre" bölümünü çok beğendim...Ahmet Haşim'in o gün dikkatini çeken şeylerle ilgili yazdığı , duygu ve düşüncelerini anlatan bu cümlelerde kimi zaman hüzün,kimi zaman hayret kimi zaman mutluluk hissettim...
İkinci bölüm kısa Paris seyahatini anlatıyor,o bölümün ilk bölüm kadar etkileyici olmadığını kabul ediyorum...
Ahmet Haşim...Ne güzel anlatmışsın Esnemeyi,Çingeneleri,Fransız Kadınlarını,Baş Parmağı...40 derecelik ateşin bile,ne kadar güzel yönleri varmış...
Kısacık,hemen okunan ama okudukça içinizi ısıtan cümlelerle dolu bir kitap...
1920 li yılları anlatan güzel bir deneme. Kitapta en çokta dikkatimi çeken konu 1928'lerde arabaların yolları doldurması kargaşaya sebebiyet vermesi, Haşim şimdi yaşasa ne derdi acaba? Keyifli okumalar.
Ahmet Haşim'in gözlemlerini aktardığı, bir gazetenin köşe yazılarını andıran türde bir kitap olmuş. Açıkçası beğenmedim. Ve hatta zaman kaybı olarak görüyorum.
Yazarın kendi düşüncelerini anlatmış olduğu her farklı konuda ders çıkardığımız adeta tecrübelerini bize aktararak bunu bir kitaba dönüştürdüğü güzel bir kitap. Ben okurken farklı konular hakkında tecrübe sahibi oldum tabii bu her okuduğum şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Her insan bu kitaptan istediğini alır istemediğini beğenmez ve almaz. Normal bir kitap. Çok beğenmedim. Çerezlik 7/10.
Bize GöreAhmet Haşim · Etkileşim Yayınları · 20134,452 okunma
Kitap, Ahmet Haşim'in 1928'de İkdam Gazetesi'nde yazdığı yazılarından oluşturulmuş. Süleyman Nazif'ten, Ahmet Hikmet'ten ve konusuz edebiyattan, Cenab Şehabettin'den,dönemin dergilerinden ve şairlerinin başarısızlıklarından, İstanbul'dan, eski ve yeninin çatışmalarından, dinlenmek için gittiği Paris'ten ve yeni ortaya çıkmış birkaç edebî akımdan bahsetmiş. Ahmet Haşim'in meşhur akşam ve karanlık sevdası burada da kendini hissettirmiş. Şu satırları örnek göstermek yeterli olur sanırım: "Güneş, bütün gün, insana doğru fakat acı şeyler söyleyen bir arkadaştır. Onun ışığında eğlenmenin ve mutlu olmanın hiç imkânı var mı? Nihayet akşam oldu. Karanlık bastı. [...] Artık her şeyi açıkça görmek ıstırabından kurtulmuştuk."
Birkaç saatte okunabilecek hacimde ve akıcılıkta bir kitap. Yer yer eleştirel ve iğneleyici bir dil kullanılmış. Bazı kısımları öylesine yazılmış hissi uyandırsa da döneme tanıklık eden biriyle sohbet niteliğinde bir eser.
1887-1933 yılları arasında yaşayan yazar/şair Ahmet Haşim’in denemelerinden oluşan eser “Bize Göre”.
Şahsına münhasır bir yazar Ahmet Haşim. Bunu denemelerindeki düşüncelerinden anlıyoruz elbette. Zaten çoğu önemli insanın, yazarın veya sanatçının; çok normal, sıradan insanlar olmasını bekleyemeyiz, diye düşünüyorum. Ahmet Haşim de enteresan duygu ve düşüncelerini korkusuz ve çekinmeden, “kendine göre” dile getiriyor. Bir deneme eseri için çok başarılı bir isim: “Bize Göre”. Baştan kabul ediyor yazar, söylediklerinin tamamen kesin net gerçekler olmadığını. Bize göre böyle diyerek işin içinden sıyrılıveriyor.
Bu bağlamda Haşim’in bazı düşüncelerine katılmayabilir, karşı çıkabilirsiniz, bu çok doğal. Karşınızda enteresan bir yazar var çünkü. Leylekleri, "ay"ı, akşamı çok seven; buna karşın köpeklerden, kargalardan, bahardan, güneşten nefret eden; bir tahtakurusundan cümlelerce “müthiş bir böcek” diye bahsedip, tahtakurusunu yere göğe sığdıramayan, başparmağı en önemli organımız olarak anlatan ve sayamadığım türlü değişik fikirlere sahip bir yazar Ahmet Haşim. Bu kitap, bu değişik düşünceleri bize aktaran bir eser.
Karşıt düşünceler duyduğunuzda “hadi oradan” deyip kestirip atan bir okur değilseniz, ki bir okur asla böyle olmamalıdır diye düşünüyorum, bize yazarının yaşadığı dönemi çok güzel anlatan bu kitabı keyif olarak bir çırpıda okuyacaksınız…
Bize GöreAhmet Haşim · Etkileşim Yayınları · 20134,452 okunma
Ahmet Haşim'le tanıştığım ilk kitap. Bu kitabı alırken bu kadar iyi olacağını hiç düşünmemiştim, çok akıcı ve sade herkesin rahat bir şekilde okuyup anlayacağı bir kitap. Kitabı okurken Ahmet Haşim'le sohbet ediyormuş gibi hissettim. Kısa sürede bitti herkese tavsiye ederim.
Şehirlerin sarı derisini kırların kızıl derisine değişmedikçe, güneşin ve toprağın kardeşi olmak olası mı?
Ahmet Haşim in Paris seyahati sırasındaki gözlemlerini aktardığı deneme türündeki yazılarını içeren kitap. Toplam 42 farklı yazı var. Batıda gelişen baskın kültürün diğer kültürler üzerindeki olumsuz etkilerine eleştiriler var. Sesli kitap olarak dinlememe rağmen güzeldi.
Ahmed Haşim, Fecr-i Ati topluluğu üyesi Türk şair ve yazardır.
Bağdat'ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat'ın eski ve bilinen ailelerinden biri olan Alusizadelere mensup Ahmet Hikmet Bey; annesi ise yine Bağdat'ın ileri gelenlerinden Kahyazadeler'in kızı Sara Hanım'dır. Meşhur tefsir alimi Mahmud el Alusi Ahmet Haşim'in babasının dedesidir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsili gördü. Aynı sebepten dil olarak da sadeceArapçayı öğrendi. Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. 1897'de Galatasaray Sultanisi'ne yatılı olarak verildi. 1907'de mezun olunca Reji İdaresine memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Çanakkale Cephesinde bulundu. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 1924'te Paris'e, 1932'de de hastalığı sebebiyle Frankfurt'a gitti. Çeşitli yerlerde memur olarak çalışan Ahmet Hâşim, daha çok öğretmenlik yaptı. Sanâyi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitoloji dersleri hocalığı ve Mülkiye Mektebi'ndeki Fransızca öğretmenliği görevlerine ölünceye kadar devam etti.
Hâşim'in sanat ve edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanisi'nde başlar. Bilinen ilk manzumesi "Leyâl-i Aşkım" 1901'de "Mecmua-i Edebiyye"de yayınlandı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında kaldı. Son sınıfta iken Fransız şiirini ve sembolistleri tanıdı. Bundan sonra kendi şahsiyetini gösterdi ve ilk şiirlerini kitaplarına almadı. 1905 - 1908 yılları arasında yazdığı ve Piyâle kitabına aldığı "Şi'r-i Kamer" serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çekti ve beğenildi. 1909'da kurulan Fecr-i Âti'ye girdi. "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" prensibinden hareket eden Fecr-i Âti grubunun yayın organı Servet-i Fünûn dergisinde şiirler yayınladı ve Servet-i Fünûn - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. 1911'de yayınlanan Göl Saatleri adlı şiirleriyle haklı bir şöhret kazandı. Fecr-i Ati dağıldıktan sonra siyasi ve edebi akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak kaldı.
Dış dünya gözlemlerini kendi prizmasından geçirerek anlatır; sonbahar, akşam kızıllığı ve karamsarlık önemli temalardır. Ahmet Haşim fıkraları, denemeleri ve gezi yazılarıyla da önemli bir yazardır. Düz yazılarında dili sade ve oldukça başarılıdır.