Evet, Cevat kadersiz idi. Yurda ayak basmasının haftasında nöbetçi muallimlerden biri Cevat'a beş lira vermiş ve karşıdaki marketten elektrik almasını istemişti. Çocuk, marketi bir baştan bir başa dolanıyor fakat bir türlü aradığı elektriği bulamıyordu. Kan ter içindeydi. Vicdanlı bir market çalışanına meramını anlatınca korkunç gerçekle yüzleşti. Muallim, onu dalgaya almıştı. Kim bilir şimdi nasıl da gülüyor, çocuğun dönmesini dört gözle bekliyor idi. Cevat gururluydu. Kimseye pabuç bırakamazdı. Ok gibi marketten fırlayıp muallimin yamacına dikildi. Tir tir titriyordu.Başı dönüyor, tutunacak yer arıyordu.Muallimin pişkin pişkin güldüğünü görünce gözünün önüne sevdiği kuzular, çimdiği dereler, yaktığı ateşler, boğuşturduğu itler, sonsuz ovalar, gözü yaşlı anası, söyleyemediği türküler geldi. Yaradana sığınıp bir yaş değnek aradı, bulamadı. Şimdi değneği kapmalı, ömründe bir gün olsun koyun kuzu gütmemiş, it boğuşturmamış, yanık bir köy türküsünün tatlı nağmeleri ile sarhoş olmamış şehirli bebeyi karalı göğlü dövmeliydi. Gözünü yumup tüm siniri ile elinde sıkılmaktan taş gibi olmuş kâğıt parayı muallimin suratına fırlatıverdi. Odadan çıkarken kime, neye ettiği bilinmez Kürtçe küfürleri sıraladı. Kudretli kolu ile açık kapıyı tüm gücüyle çarptı. Cevat'ın bu cesareti yatakhaneye yeni gelen mini mini köy çocuklarına yıllarca anlatılageldi.