Ayhan Çakar

Ayhan Çakar
@Ayhanca
1 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
Bir Kitap, Bin Dünya
Herkesin içinde sakladığı bir kitap vardır… Dilersen yorumlara onu yaz, bir başkasının dünyasına değsin 💌🍃
Psikoloji
Ayhan Çakar
Cengiz Aytmatov:Elveda Gülsarı.
Reklam
KOPYA Adam nihayet rahatlamış, huzura ermişti. Günlerdir zihnini kurcalayan sıkıntısı nihayete erecek, kalbi mutmain olacaktı. İşte, dört yıldır Muş'ta bu yatılı okulda çalışıyordu. Gençliğinin verdiği güçle haftada otuz saat derse giriyor, okulda ve yatakhanede haftanın iki günü nöbet tutuyor, çalıştıkça keyifleniyordu. Yatakhane nöbetlerinden para aldığı için pimpiriklenir, koca yatakhaneyi saat başı dolaşır, dolaşırdı. Bu uzak köylerden, mezralardan gelen çocuklar önce Allah'a, sonra devletin şefkatli kollarına emanet idi. Devletin şefkatli kollarından biri kendisi, diğeri de gardaşım dediği Maraşlı arkadaşı idi. Bu iki şefkatli kol, yurt nöbetindeki titizlikleri ile bilinirlerdi. Son ders zili çaldı mı "yandım anam" a düşerler, yatakhaneye seğirtirlerdi.Nasıl seğirtmesinlerdi? Daha giden gün yatakhaneden sorumlu müdür muavini, vazifeye geç kalan öğretmenin yakasını tutmamış mıydı? İki arkadaş, müdür muavinine sarılmışlar, onu teskin etmek için nice diller dökmüşler idi. "Etme hocam, sensin hocam, bilmemiş hocam, affeyle hocam, din kardeşiyiz hocam, gönülleri yıkmaya değil yapmaya geldik hocam... " Adı Talip idi. Bu yalvarıp yakarmalar müdür muavininin yüzüne değil de ancak ki yeşil kravat iğnesine yapılmıştı. Talip Bey uzun boylu, alabildiğine babayiğit, bakımlı ve kudretli Anadolu gençlerinin binbir tanesinden bir tanesiydi. Şefkatli kollar, yurda girer girmez daha çocuklar ağzım burnum demeden odalara koşarlar, en ufak bir yanlış gördü mü devlet babanın temsilcisi olduklarını hatırlatırlar, çocukların yanaklarında gül goncalarını açtırırlardı. Yine bir nöbet günü son ders zili ile sınıfın kapısına koştu. Kitabı, kalemi masada bıraktı. Merdivenleri inerken rast geldiği meslektaşlarının selamını almıyor, onları kendi başını yakacak tuzak kurmuş hainler
Ayhan Çakar
Görev mi vicdan mı?
KABAK ÇEKİRDEĞİ Beş dakikadan ziyade uzun otların arasında hummalı arayışına devam ediyordu. Uzaktan bakanlar altın, gümüş, inci gibi yükte hafif pahada ağır bir şeyler aradığını zannediyor, bulunmaması için dua ediyorlardı. Ne çok severdi kabak çekirdeğini. Haftanın iki günü bakkaldan üç çay bardağı kabak çekirdeği alır, oğlu mu kardeşi mi olduğuna bir türlü karar veremediği on yaşındaki çocuğu yanına alır, yol boyunca içinde "yayla, nişanlı, kara gözler" geçen ilginç bir türküyü keyifle söyler, kabak çekirdeğinin insanı mest eden tuzlu tadını diliyle dudaklarında gezdirir, henüz boy vermiş buğdayları görünce "Hayy maşşallah! " nidasıyla zevkten dört köşe olurdu. Demek ki bu tatlı, heyecanlı kutlu yürüyüşün menzili buğday tarlasıydı. Yol boyunca çekirdeğini paylaştığı çocuğa bir tek taneyi bile düşürmemesinin önemini köylü muhayyilesi ile anlatıyor, anlatıyordu. Allah'ın bahşettiği nimetlerin en güzellerinden biri kabak ve kabak çekirdeğiydi. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed peygamber boşuna mı kabak yemişti? Çocuk, bir taneyi düşürür de bulmak için azim ve kararlılık göstermez ise yarın ahirette bunun hesabı sorulacak, iki koluna iki zebani girecek, cehennem ateşinin içinden kirpikleri ile fani dünyada düşürüp de eğilip almaya tenezzül etmediği o bir taneyi çıkarması istenecek, eğildikçe tüm saçı, kaşı, kirpiği alev alacak, derisi çıtır çıtır olacak, sırtından ise yaş değneğin kudretiyle oluk oluk kan akacak, elinden tutanı olmayacaktı. Bu korkunç tehditle cehennem sahnesini gözünde canlandıran çocuk, avucunda sımsıkı tuttuğu çekirdeklerine kutsal bir emanet gibi bakar, sanki bir an peygamberimizin sakal-ı şerifini, Hz. Ali'nin Zülfikar'ını görürdü. Adam, cehennem sahnesini anlatırken kendinden geçip vecde gelince heyecandan olsa gerek kutsal
Ayhan Çakar
Hayat, bir çekirdekten ibarettir.
BELEDİYE SEÇİMİ --Etme gardaş, tutma gardaş. --Neyi, niçin tutmayayım ağabey? --Seçim elden gidiyor. Muhacirler şimdiden coştu. Yarın reisliği aldılar mı sorma gitsin. Ellerinde değnekle bize ite çalar gibi çalmazlarsa adam değilim. Meydanı dar etmezlerse, feleğimizi şaşırtıp kıblemizi döndürmezlerse... --İyi hoş da ben ne yapabilirim. Dur, en iyisi dua edeyim. --Eyyy yeri göğü altı günde yaratan Rabbim! Sen bizi muhacirlerin şerrinden, ucu topuzlu değneklerinden, yılan gibi dillerinden muhafaza eyle! --Kardeş, durum ciddi. Duanın, dalganın sırası mı? Anketler atbaşı gidiyor. Eğer sen gelmeyip oy kullanmazsan... Seçimi karşı taraf kazanacak, kehkeşanlar yıkılacak, pınarlar kuruyacak, güller solup bülbüller lal olacak. Çekirgeler ekinlerimizi talan edecek, gökten kurbağa yağacak, itler sabaha kadar yakın bir felaketi sezmiş gibi acı acı uluyacak, gebeler çocuğunu düşürecek, lohusa kadınlar alkarısının korkunç ellerinde son nefesini verecek, güneş tutulacak, Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen zelzele bizi derin uykuda yakalayacak... acak...ecek... acak... Daha dün Çingenelerin kadınları, kızları ve kısrakları tören geçidi yaptılar. Koro hâlinde, mevlüt ahengiyle "Mevlüt, Mevvvlüütt... " diye diye yeri göğü inlettiler. Meğersem karşı tarafın namzeti Mevlüt, bunlara vaatte bulunmuş. Demiş ki; --Egerim belediye reisliğini alırsam size Kötenyazı'dan beş dönüm tarla verecem. Hemi de tapusuynan. Oğlunuz Zümrüt'ü sigortalı çöpçü, Celal'i de mal pazarındaki çay ocağının baş ocakçısı yapacam. Siz de bu memleketin evladısınız. Din kardeşiyiz şunun şurasında. Daha ne kadar karılarınız kızlarınız sırtında yamalı bohça ile köy köy dolaşacak? Elde it kopuk biter mi? Maazallah! Ya körpe kızlarınızı dağa kaldırırlarsa, zilli maşayla oynatırlarsa, yetinmeyip cim'a ederlerse, alnınıza
Hayata Dair
Ayhan Çakar
Bazı yollar gidilmek içindir.