"Kadınların ruhları var mıydı, yoksa ruhsuz muydular? Bazı acımasızlar, kadınların ruhlarının olmadığını söylüyor. Başkaları, tam tersine kadınların yarı ilahi olduklarını iddia ederler ve bu yüzden onlara taparlar. Bazı bilgeler kadınların beyinlerinin daha sığ olduğunu ileri sürerken, başkaları da bilinçlerinin daha derin olduğunu savunuyor. Goethe kadınları onurlandırmıştır; Mussolini hor görmüştür. Nereye bakarsanız bakın erkeklerin, kadınlar hakkında düşündüğünü ve farklı düşündüğünü görürsünüz..."
"Suçu savaşın üstüne mi atmalıyız? Ağustos 1914'te, silahlar ateşlendiğinde kadın ve erkeklerin yüzleri birbirlerinin gözünde bu kadar basit göründüğü için mi bitti romantizm?"
Genellikle 'kafasız' insanların bulunduğu bir taşra kasabasında, akıl hastanesinin tek doktoru olan Andrey Yefimiç, konuşabilecek hayatla ilgili saptamalar yapabilecek tek akıllı insanı hastalarının arasında bulur: İvan Dmitriç.
Andrey Yefimiç başta duyarsız biri gibi gözükse de sonradan düştüğü yanlışın farkına varır. İvan Dmitriç toplumdaki adaletsizliğin, bulunduğu berbat koşulların dillendiricisidir. Ona göre acı çeken kişi yetkindir bu yüzden Andrey Yefimiç ne kadar elit olursa olsun yetkin değildir ve İvan'a ders veremez.
Bu iki kişinin diyaloglarıyla birlikte derin felsefi çözümlemeler, betimlemeler, toplumun çöküntüsü hakkında okuyucuyu sorgulamaya iten teşvikler, düşündürücü konuşmalar peşi sıra gelmektedir.
"Benim hastalığım, yirmi yıldır bu kasabada sadece bir akıllı adam bulmamdan ve onun da deli olmasından ileri geliyor yalnızca. Hasta falan değilim, ama çıkış yolu olmayan büyülü bir labirente düştüm..."