Yorgundu kadın, her ne kadar yorgun olsa da otelin merdivenleri adım adım tırmanıyordu. Dursa yorulacaktı, dursa olduğu yerde kalacaktı, dursa baykuş telleri her yerini sarıp onu içine alacaktı.
Kaçıyordu kadın bir şeylerden, kaçıyordu boğazında turuncu otlar.Ve adam sarı elbiseli kadının peşinden baykuş telleri eşikten geçtiğinde uyanıyordu.
"Git öyleyse, her zerrene can veren hayallerin yıldızlar kadar uzak olsa da; hamurunu yoğurana, sofranı kurana, düşlerinden yakın olana git."
*Biliyorum, hayallerimin aynası kırık. Al bu tarak senin olsun
Mahir Abi."
Müstecep ağlayarak cebinden altın böceği gibi parlak, camdan bir tarak çıkardı.
‹ "Gerek kalmadı artık. (Bu tarak sende kalsın Mahir Abi) Belki PeriKızı'nı bir daha görürüm dive yıllardır onu karımdan ve çocuklarımdan gizledim. Bende kaldığında ben değilim."
"Ama bu tarak düşlerin!"
* Biliyorum abi. Bu dertten kurtar artık beni.