Ancak bilirim ki insanların yüzünde hep bir maske vardır ve mutluluğu yüzlerinden okumak zordur. Ama şunu söyleyebilirim; aksine o gün çok mutlu görünüyordu. Çünkü mutlu olduğu zamanlarda şarkı söylerdi. Bazen sözlerini unutunca, kendi doğaçlama bir şeyler eklerdi."
Yaratılmış olanlar, bir bilgisayar oyununun oyuncularıydılar ve en gösterişli binalardan en ıssız köşelerdeki evlerinde saklansalar bile ölüm meleği er ya da geç kapılarını yokla-yacaktı. Evlerin birinde, vapur yolcularından biri, ne acıdır ki belki de güneşin doğuşunu bir daha izleyemeyecekti. Insanoğlu nasıl da dünyevilesiyordu; her gün yolcu ettiklerinin ardından baka baka ölümün her daim ensesinde olduğunu bile bile bir vapur yolculuğuna çıkarken yaptığı hazırlığı ebedi yolculuk için yapmıyordu.
Bu şehrin insanları da bu anı yaşıyordu, nitekim aynı yüzyılın insanları olarak yüzyıl sonra mezarlarında uyuyor olacaklardı. Siyah-beyaz bir filmde oynayan ve şimdi mezarında uyuyan ölüler gibi.
Dünya da yaşlanmıştı, vakit ahir zamandı; artık, tüm seyyareler helecanla dönüyor, gündüzler yerini gecelere yorgun devrediyordu.
Yorgundu adam, bir adım atamayacak kadar mecalsiz. Zamanı mazide mi yoksa atide mi aramalıydı?