Epey aksaklıkların arasında sonunda kitabı bitirdim. Benim için çok farklı bir tecrübe oldu. Bu güne kadar okuduklarımın hiç birine benzemiyor. Kitap evden kaçan 19 yaşında bir genç ile başlıyor. Genç bir kaç başarısız intihar denemesinden sonra evden kaçıyor. Zihninde tüm bunlara bir nokta koyacağına dair bir düşünce var ama ya henüz tam karara varamamış ya da henüz cesaretini toplayamamış. Amaçsızca şehirden çıkıp yürüyorken bir adamla karşılaşıyor. Bu adam kendisini ve yolda bulduğu iki kişiyi de alıp bir bakır madenine çalışmaya götürüyor. Adamın burada ana karakter ve diğer iki kişiyi seçmesinden amaçsız, kaybolmuş ya da kaybedecek bir şeyi olmayan kişileri seçtiğini görebiliyoruz. Zira bakır madeni de hayatla bağı olan kişilerin gidebileceği bir yer değil.
Bu kitap Natsume Soseki'nin okuduğum ilk kitabı. Ve karakterin iç dünyasını yansıtma şeklini çok beğendim. Depresyonun boyutları zihnen tamamen kaybolmuş bir kişinin sadece etraftaki uyaranlarla oradan oraya savrulması etkileyiciydi. İsmini bilmediğimiz kahramanımız madene gitme fikrini madem kendimi öldüremiyorum bari bu şekilde kendimi diri diri gömeyim diye düşündüğü için kabul ediyor. En azından kabaca özetlemek gerekirse böyle. Karakterin başlarda tamamen hissizleşmiş olmasını karar almadan oradan oraya savrulmasından ve kişilerle gerekmedikçe hiç diyalog kurmamasından anlıyoruz. Karakterler kendini tanıtmamışsa ya da bir yerden isimlerini duymamışsa onlara zihninden lakaplar takıyor (dotera, kırmızı battaniye, küçük adam gibi). Madene geldiğinde yaşam alanını ve madeni gördüğünde bir çeşit uyanış yaşıyor. Öncesinde toplumun en aşağı tabakasını gün yüzü bile göremeyeceği bir yeri kendine yakıştırırken kalitesiz pirinçten yapılmış pilavı ve tahtakurusu dolu pis yorganları görünce üst tabaka şehir