Ozan Kırıcı’nın Aklı Selim Apartmanı kitabı, ilk bakışta sıradan bir apartman hayatının hikâyesi gibi görünse de, derinlere indikçe okuru bireysel hafıza, toplumsal bellek ve sessizliklerin yükü üzerine düşündüren bir metin. Apartmanın kat kat yapısı, aslında bireyin iç dünyasının da katmanlarını temsil ediyor. Her daire, farklı bir yüzleşmenin, farklı bir yarım kalmışlığın mekânı. Kırıcı’nın dili yalın ama bir o kadar yoğun; kısa cümlelerle, dar koridorlardan geçiyormuş hissi veriyor okura.
Kitap boyunca apartmanın kendisi neredeyse yaşayan bir karaktere dönüşüyor. Bazen suskun, bazen kısık bir sesle fısıldayan, bazen de kendi içine gömülen bir tanık. Bu anlamda metin, yalnızca bireysel hikâyeler değil, aynı zamanda toplumsal bir alegori sunuyor: her şeyin “aklı selim” ile bastırıldığı, ama derinlerde kaynayan bir çelişkiler yığını.
Okurken en çok dikkatimi çeken şey, yazarın ironiyi hiç elden bırakmaması oldu. Karanlık, hatta kasvetli olabilecek bir anlatıyı ironinin ince kıvrımlarıyla beslemesi, kitabı sıradan bir apartman hikâyesinden çıkarıp özgün bir edebî deneyime dönüştürüyor.
Özetle, Aklı Selim Apartmanı sadece bir apartmanın değil, içinde sıkışıp kalan hayatların, bastırılmış seslerin ve susturulmuş hafızaların kitabı. Apartman koridorlarının karanlığında gezinirken aslında kendi içimizdeki koridorlarda dolaştığımızı fark ediyoruz.