Ruhum,
yaralı bir güvercin,
ağzında zeytin dalı,
uçup uçup tabur'larda konaklayan...
Ahh' kırmızı pabuçlarım!
Çocukluğumun elinden tutup yürüdüğüm
Arnavut kaldırımlı sokaklar!
Kayıp bir kıtada ateşe verdiğim
anılar !
Ahh! fay hattında
yüzü resimlerden silinen
çocuk aşkım...
Ayşe Dikici
Hayat; uzun ince bir yoldu.Ölüm de öyle. Babamdan öğrendim öyle olduğunu… Henüz ölmemişti. Ama bir ayağıyla- benim var olduğuna inandığım - öbür dünyaya uzanmış, anahtar deliğinden içerisini gözetliyordu.
Önce annesi geldi yanına… Henüz altı yaşındaymış babam annesi veremden öldüğünde. Üç çocuğuna ‘’annesizlik’’ bırakıp gitmiş. Altı aylık olan kardeşini emzirirken babamın ellerinden tutmuş annesi, yaşlı gözlerini sarı tülbentiyle silmiş. Ölümün üzerinden geçen kuru bir kış sonrası babası on beş yaşında bir kızla evlenmiş.
Köy fırınında ekmek pişirirken masallardaki cadıya benzermiş üvey annesi…Konuştukça ejderhaya benzeyen ağzından kor gibi kızgın sözcükler dökülürmüş fırıni silerken. Gözleri mavinin en korkunç tonuymuş. Yıldırımlar düşermiş her baktığında.
Kuyulara yansıyan aksinden kendisi de korkar mıydı acaba babam kadar ?
Sağ gözü anahtar deliğine sıkışınca sol gözünü dayadı babam. Ninesi el salladı.Çocukluğunun öksüz kalmış yanını göğsünde ısıttığı kadın, kollarını açtı kocaman. Mesafe uzundu.Kollarını bir urgan gibi uzattıkça uzattı. Sardı sarmaladı babamı, kundakladı sıkıca. Baba evinden kovulduğunda küçük evinde misafir edermiş torununu. Yüzü, elleri kırışıklıklara bürünüp yaşlanınca, aklını yitirmişti de geven aralarında anahtar arar gibi aramıştı son zamanlarında.
Yalnız yaşayanlar yalnız ölür, derdi dedem.Bir bahar ikindisinde yaşadığı kendi kadar küçük evinde ölü bulunmuş ninecik. Siyah pelerinini giymişmiydi acaba Azrail canını alırken? Kimse görmemişti !
Yorulan sol gözünü çekti çıkardı anahtar deliğinden babam. Artık seslere vermişti bütün dikkatini. Onu çağıran seslere. Sesler kesilip de kendi yalnızlığıyla baş başa kaldığında İnşirah suresini okuyordu. ‘’ Demek ki her zorluğun yanında bir de kolaylık var’’. Kolay olan neydi? Ölüm mü ? diye
Bu gece
sarhoş demiri döven
su gibi döne döne
şu rüzgar gülü
şu un değirmenleri gibi
ve de şu kırk derece sıcakta
tenimi tırmalayan pervane gibi
ve hatta
bir dervişin hiç bitmeyecekmişçesine
devinen dönüşleri gibi
döndüm döndüm
döndümse sana!
kime neee?
Ayşe dikici
Yorgundum.
Arnavut kaldırımlı bir yolda
çitlembik ağacının tınısıydı kulaklarımda zonklayan ses ....
Günlerden çarşambaydı.
Sosyete pazarında sütyen takmış bir adam bağırıyordu avazı çıktığınca.
Komik değildi bence.
Walker' la zor yürüyen teyzeye acıdım en çok
Bir de, balıkçıları seyreden
teni gözlerinden daha kara çocuğa...
Yalnızlığın dibe vurmuş yansısı
vurdu bir an aynaya,
Ayna iki büklüm!...
Bir de kediler gördüm insanlar içinde,
Belki ciğercinin, belki sokağın, kim bilir?...
Bacağıma sürtündü siyah beyaz tüylüsü,
Oysa hayat, siyah beyaza " hayır" diye slogan atıyordu içimde, umursamadım...
Yorgundum dedim ya, siyahtım biraz da....
Bir sigara yaktım , yalnız bir beton duvara dayadım sırtımı,
Duman duman öfkemi üfledim, duymadı hiç kimse!!!
İçim duman tütüyor anne..
Ayşe dikici