Perşembeleri saatlerce oturup beklerdim seni. Gelmeyeceksin diye ölesiye kaygılanırdım. Sürekli seni düşünürdüm. Yüz yaşına kadar yaşaman için dua ederdim. Bilmiyordum. Benden utandığını bilmiyordumki.
#Binmuhteşemgüneş
Ah, neler hissediyorum da tamamıyla çözemiyorum, Bir șey yazmak, o duygularin icinden bir șey çıkarmak istiyorum amma bir kere ne yazmak istediğimi bilebilsem. Şurada -beynini gösteriyordu- bir șey var, bir şey duyuyorum amma rüyalarda tutulamayan şekiller gibi parmaklarımın arasından kaçıyor. Bilir misin, nasıl șey? Bak şu semaya, ne görüyorsun, mailiklerden meydana gelmis bir derya... Gözlerinle onun içine girmeye çalış, o mailikleri yırtmak için uğraş, ne görüyorsun? Mai. Daima mai... Değil mi? Sonra, bak ayağımızın altındaki toprağa, ne buluyorsun? Donmuş, simsiyah bir renk.... Of! O siyah tabakaları parçalayarak içeriye bak, in, in, in, ne kadar inebilmek mümkünse o kadar in, ne buluyor sun? O siyahlar içinde ne buluyorsun? Siyah... Daima siyah değil mi? İşte öyle bir șey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mai ve daima mai, aşağı bakılsa siyah daima siyah..Bir şey ki mai ve siyah olsun.
Aklım almıyor… “Ne istediniz, zorunuz neydi?” diye diye okudum kitabı. İlk başlarda olayları çözemedim; sayfalar ilerledikçe tekrar tekrar başa dönme ihtiyacı duydum. Delil yok dediler, ispat yok