Boş ver, iyidir yaşamak, yine de dayanılabilir yaşamaya. Pazartesiyi sah izler, sonra çarşamba olur. Bilinç halkalar geliştirir, kimliğin güçlenir, acılar olgunlaşma içinde eritilir. Gittikçe çoğalan mırıldanma ve dayanıklılık içinde açıp kapayarak, kapayıp açarak bütün varlığın, bir saatin zembereği gibi içeri-dışarı yayılıyor görünene dek gençliğin ivecenliği ve coşkusu ile koşulur. Nasıl da hızlı akar ırmak ocaktan aralığa doğru! Bir tek gölge bile düşürmeyecek denli yakınımızda gelişen olayların seliyle sürüklenip götürülüyoruz. Yüzüyoruz, yüzüyoruz...
“işte böyle harcandık. Yalnızca kopartılıp alındığımız anamızın bedenine yeniden katılmayı dilediğimiz o edilgen, bitkin duyarlılık içindeyiz. Bunun ötesinde her şey, tatsız, zorlama ve yorucu.
“Eğer birlikte yükselebilseydik, yeterli yükseklikten göre-bilseydik,” dedi Rhoda, “hiçbir desteğimiz olmaksızın dokunulmamış kalabilseydik. Ama sen, övgü ve kahkahanın güçsüz el çırpma sesleriyle tedirgin edilmiş; ben, uzlaşmadan, insan dudaklarındaki doğru ve yanlıştan öfkeye kapılarak yalnızca yalnızlığa ve ölümün azgınlığına inanıyoruz ve böylece bölünmüşüz.”
Ne var ki şimdi çöken suskunluk yüzümde "çukurlar açıyor, yağmurda avludaki kardan adam gibi burnumu aşındırıyor. Suskunluk çöktükçe tümüyle eriyor, hiçbir özelliği olmayan ve bir başkasından zor ayırt edilen birine dönüşüyorum.”