“Anladım ki sırları, formülleri tekrarlayıp durmak hiç bir şeydi; faydayı yaratan yalnızca çabaydı. Anladım ki iyilik kötülükten daha fazla irade gerektiriyordu. Anladım ki bedenim narin bir gemiydi: Eğer onu suçla yüklersem batar, eğer vazgeçerek, cömertlikle, kendimi unutarak yükümü hafifletirsem beni iyi bir limana götürürdü.”
“Her şey son derece düzenli, son derece yerli yerindeydi: Burası, Paris, aynı şehirde, aynı eşyalara, aynı insanlara çarpıp durduğum bugünün dünyası. Ve orası, iyi de orası neresiydi? Bir adamı öldürmek istediğim yüksek dağlar, sarp kayalar dünyası. Eğer uyanıkken de aynı rüyayı görüp duruyorsak, bunun ikinci hayatla ilgili olmadığına inanmak mümkün müydü?”
“Sadeliğin üstünlüğünü, ayrıcalığını anlayabilmesi için otuz iki savaş çıkarması, ölümle bütün anlaşmasını bozması, ün denilen pisliğe bir domuz gibi bulanması ve tam kırk yıl yitirmesi gerekmişti.”