Yüzyıllık Yalnızlık (Mini Kitap)

·
Okunma
·
Beğeni
·
125bin
Gösterim
Adı:
Yüzyıllık Yalnızlık
Alt başlık:
Mini Kitap
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
792
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750737282
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cien años de soledad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş-on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”
Gabriel García Márquez
464 syf.
·19 günde·7/10
Eğer bu kitabı okuduysanız kendinizi tebrik edebilirsiniz.
Durağan bir dili, merak uyandırmayan ve sonu nereye gittiği belli olmayan konuyu, isimlerin benzerliğinden dolayı kim kimdi ya diye karışan karakterleri başarıyla atlattınız. Şimdi size ne kattığını düşünmeye geçebilirsiniz. Hristiyanlıkta geçen 7 günahı ve sonuçlarını kesinlikle karakterlerle birlikte tek tek öğrenmiş oldunuz. Ayrıca gerçekte yaşanan muz işçileri katliamına* değinmesi ile birlikte günümüz olaylarından bir facianın nasıl olduğunu artık biliyorsunuz.
Ne zorlamalarla, okumak için kendinizi ittirmelerle dolu, acaba bıraksam mı düşünceleriyle başa çıkarak Nobel ödüllü bir kitabı daha bitirmiş olmanın şevkiyle çerez kitaplara yönelip kafanızı dinleyebilirsiniz.
* Bu sayede nobel'i almıştır.
461 syf.
·9 günde·10/10
BURASI MUZ CUMHURİYETİ DEĞİL!!

Bir çoğumuzun aşina olduğu hele hele siyasetin şu hararetli günlerinde dilimize pelesenk olmuş bir deyim ''Burası muz cumhuriyeti değil!'' Peki nereden çıkmış bu deyim hiç düşündünüz mü?

11 Kasım 1928 tarihinde Kolombiya'da muz işçileri, fazla mesai saatlerinden, iş kazalarına yeterli önlem alınmamasından, asgari ücret yetersizliğinden işçi birliği isimli sendikayı göreve çağırıp greve gitmiş, gelin görün ki pastadan büyük lokmayı alma telaşında olan emperyalist Amerikan şirketleri orduyu kullanarak 5 Aralık 1928 tarihinde net rakamları bilinmemekle birlikte direnişe katılan bütün muz işçilerini öldürmüş. Söylenene göre -ki kitapta da bu şekilde geçiyor- , bir tren istifi dolusu insan cesedi o gece yok edilmiş. Sabahında da ordu muz işçilerinin bir avuç çapulcudan ibaret olduklarına dair bir bildiri okumuş. ''Çapulcu!! ''

Katliamdan 20 yıl sonra, ülkenin meclisinde katliamı araştıran, ve seçimlerde devlet başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan, Liberal partinin başında bulunan Jorge Gaitán suikaste uğrayıp öldürülüyor. Aynı gün çıkan halk ayaklanmasında başkentte yaklaşık 10.000 kişi öldürülüyor. Genç Fidel Castro'da bu katliama tanıklık edenler arasında.


Tarihsel kısmı ortalama bu şekilde, Marquez ile olan kısmı ise bu olaylardan ve katliamları dile getirenler hakkında yakalama kararı çıkaran Kolombiya hükümeti, Marquez Nobel ödülü alana dek kendisini hapse tıkmak istiyor ve Marquez topraklarına hiç dönemiyor. Yıllarca bir çok platformda halkının haklarını savunmak için elinden gelen her şeyi yapan ,barıştan başka yegane isteği olmayan bu adam, ülkesi tarafından yıllarca dışlanıp suçlanıyor. Öldükten sonra da, ülkesinde yas ilan edilmesi iki yüzlülüklerinin tecellisidir.


Gelelim kitaba, kitap şu ana dek okuduğum en iyi on kitap arasında yerini çoktan aldı ve on sene sonra tekrar okunacaklar listesine adını yazdırdı. Marquez'in büyülü gerçekçilik denilen o kendine has tarzını okuduktan sonra daha iyi idrak ediyorsunuz.

Yüzyıllık Yalnızlık Buendia ailesinin altı kuşak soyunun hikayesidir ve Marquez çocukluğunda babaannesinden dinlediği hikayelerden etkilenerek o sihirli dilini kullanarak bir soy ağacı eşliğinde bizi kitapla yüz yüze bırakmıştır. Yüz yüze diyorum çünkü kitapta sihirli, fantastik ,distopik bir hava var fakat, bahsedilen olaylarda yazar klasik roman kurgusundan hiç kopmamış ve en iyi örneklerinden birini ortaya çıkarmış. Benim en beğendiğim nokta, sürekli birilerinin ölümüne şahit oluyorsunuz ve bu çok önceden size haber veriliyor, öyle bir tevekkülle okumaya devam ediyorsunuz.

Kitaba başlamadan evvel girişte ki soy ağacı gözümü korkutuyordu, bir çok arkadaşım da isimleri çok dikkatli okumamı sürekli soy ağacına bakıp duracağımı söyledi, bunların aksini iddia ediyorum arkadaşlar :)) Marquez öyle muazzam bir romancı ki Buendia'lardan bahsederken hangisinden bahsettiğini öyle güzel ilmik ilmik işlemiş adeta örmüş ki kimin, kim olduğunu anlamak gayet kolay, ilk bir kaç bölümden sonra ben geriye dönüp bakma gereği duymadım.

Son olarak eğer kütüphanenizde bu kitap mahzun mahzun size göz kırpıyorsa hiç durmayın okuyun, tabi sonra bittiği için uzun bir süre hüsrana uğrayacağınızı da söylemeden edemeyeceğim :}

Çok çok beğendiğim bir kitap oldu, iyi ki okumuşum. Kitaba başlayarak feyz almamı sağlayan İbrahim (Sisifos) 'e ayrıca teşekkür ederim. Keyifli okumalar diliyorum.
464 syf.
·10/10
Küçücük çocuğum. Siz deyin 5 ben diyeyim 7 yaşında. Ninem var rahmetli. Ocağın başına oturmuşuz. Ocak dediğimiz şimdiki şöminenin ilkeli. Odunumuzu , çırpımızı yazdan yüklüğe doldurmuşuz. Vakit akşam. Elektrik yakılmaz. Ateşin aydınlığında oturulur. Bir yandan ateş harlarken diğer yandan ninem anlatır. “ Beni dedene 15 yaşında everdiler. Dedene varmadan, deden avludan öküzleri çıkarırdı. Ben karşıdan ona el sallardım. O da şapkasını çıkarıp onu sallardı.” Kendi babasını anlatırdı, atasını sonra amcalarımın babamın küçüklüğünü, gençliğini…

Avluda gezinirken komşu nineler uzaktan el eder çağırırlardı. Komşu nine dediysem hakkaten nine akrabamız hep. Evde ne varsa şeker çikolata yedirirler, kendi torunları gibi severler de. Onlarda “Aynı dedensin kuzum sen, aynı İbram amcam,” diyerekten lafa başlarlar, “ Senin deden çok çalışkan adamdı, tütün ekerlerdi dönüm dönüm, onları oturur dizer sonra da asarlardı. Bas bas bağırır ortalığı inletirdi. Bağırması öfkeden değildi emme, onun yapısı öledi.” Sonra kendi kocalarına geçerlerdi, “ Benim Selattin hayırsız çıktı, bi gide eve 2-3 sene sona gelirdi. Bi seferde gebe kaldım da Süreya yı kocaman oğlanken aldı kucağına. Neymiş altın bulcakmış. Ömrünü tüketti dağ bayır geze geze”.

İşte benim çocukluğum böyle atamı, dedemi, babamın çocukluklarını dinlemek ile geçti. Neredeyse hiçbirini görmedim, bilmedim. Hep hayran oldum. Fotoğraflarını dahi görmedim. Nasıl adamlardı neye benziyorlardı? Dedemin bir tanecik fotoğrafı vardı, bir de büyük dedemin kara kalem portresi. Onlarda kayboldu gitti sonra. Alıp da saklamadığım hep içimde ukdedir.

Sizin de vardı elbet böyle atanızı dedenizi anlatan büyükleriniz? Belki siz de benim gibi onları dinleye dinleye büyümüşsünüzdür, hayran olmuşsunuzdur? Benden şanssız olanlarınız da şanslı olanlarınız da vardır elbet.

Şimdi eliniz de bir şans var hem de çok büyük bir şans. Tabi ki bu şansın farkındaysanız. Gabrial Garcia Marquez belki sizin dedenizin tarihini değil ama Buendia ailesini tarihini anlatmış. Tam altı kuşak, 100 yıllık bir tarih. Bu aile üzerinden neredeyse insanlık tarihi. Koltuğunuza oturun ve hiç mızmızlanmadan bu şansı değerlendirin. Biliyorum bu kitabı okumak kolay değil ama gerçek, hayatın gerçeği hiçbir zaman kolay elde edilmedi edilemez..

Birkaç tane de ipucu vereyim. Bu kitap için spoilerden rahatsız olan arkadaşlar kitabın kapağını kapatıp rafa kaldırabilirler, hiçbir gerçek hayatın finali merak edilmez. Bu sadece kurmacada olur. Büyük dede Jose Arcadio Buendia adamlarını toplayarak yaşadığı kasabadan ayrılır ve ormanlık bir arazide yer açarak yeni bir yerleşim kurar. Bu yerleşim ilk başta çok ilkeldir. Mıknatısı bile bir sihir sayacak kadar. Sonra Buendia ailesinin çocukları olur, torunları, torunlarının torunları.. Hepsi farklı kişilikte insanlardır. Hepsinin doğumundan ölümüne kadar her şey anlatılır. Hepsinin hayatını yaşarsınız. Yerleşim yeri de bu kuşak geçişleri ile beraber insanlık tarihini yaşar. Liderler, devletin gelişi, savaş, sanayii, teknoloji.. Değişimlerin insanlık psikolojisini, sosyolojisine etkisini görürsünüz ve en son yazarın insanlık tarihi için düşündüğü son..

Ben kitabı çok kitabı çok beğendim. Edebi olarak çok daha üstün eserler okudum ama bu kitap edebiyatın ötesinde bir şeydi. Derslik adeta. Bakın görün demiş yazar, insanlık bu. Yaşam dediğiniz bu kadar. Doğumunuzda, gençliğinizde, hırslarınızda, yaşlılığınızda, ölümünüzde bu kadar. Ayrıca kitaba çok da güzel yorumlar gelmiş. Bir arkadaş, bu kitaba 1 dakikada ayırmayabilirim bir ömürde ayırabilirim, demiş. Kesinlikle haklı kitaba nereden baktığınıza şansınızı nasıl değerlendirdiğinize bağlı. Bir arkadaş, bu kitapta 7 günah anlatılmış, demiş. Ben yakalayamamıştım sonradan düşününce bazılarını yerine oturttum.

OKUMA ÖNERİSİ: Normalde böyle şeyler yapmam ama bu kitap için yapmazsam kendimi suçlu hissederim. Benim zamanım vardı, bütünselliği görmek açısından kendim için en iyi okuma metodu olan, bu kitabı okurken başka hiçbir şey düşünme sadece kitaba odaklan, metodunu kullandım ve 3 günümü ayırarak bitirdim. Siz kendiniz için en iyi metodu uygulayabilirsiniz. Ama kesinlikle normal bir kitap gözüyle bakmayın. Vaktiniz yoksa zorlamayın. Başka zaman okursunuz. Edebiyatın ötesine geçip kitaptan en yüksek faydayı sağlayın.

Bu arada bir şey rica edeceğim. Kitabı okuyan arkadaşlar kitapta kendilerine en yakın gördükleri kişiyi yorum olarak yazabilirler mi? Benimkisi; Albay Aureliano Buendia.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
464 syf.
·32 günde·Puan vermedi
NOT : Bu kitabı okuduktan sonra bir sonraki kitapları HD görebilirsiniz :D

NOT : Hafızası kuvvetliler için tavsiye edilir, unutkanların uzak durması gerekir.


Erteleyip okuduğum bir eser olması yönünden zor bitirdim, gerçekten sabırla okunması gereken bir kitaptı. Olay örgüsü, cümle yapıları, anlatımı bence harikaydı. Hele ki uzun cümleleri okurken çok güzel bağlamıştı. Yazı olarak çok sık yazılmış olması biraz bunaltıcı gelebilir ancak heyecan veren bölümlerde hızla geçip gidiyor sayfalar... Liberal ve Muhafazakar iki grup arasındaki çatışmalardan da bahsediliyor. Geniş bir ailenin iç yapısından da... İnsan ilişkilerinin çoğu zaman olumsuz yönde olması canınızı sıkabilir. Ayrıca yukarıda belirttiğim gibi gerçekten o kadar çok karakter var ki. Karıştırmamak mümkün değil. Hele ki biri ölüyor oh kurtulduk derken yeni bir karakter giriyor ve yeni karakterin ismi ölen karakterin ismiyle karışık oluyor. :D çık çıkabilirsen hadi. Zor bir eserdi okunmasını tavsiye etmiyorum. Hala gözlerim ağrıyor. :) yine de denemek isteyenler için keyifli okumalar dilerim.
464 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Fantastik edebiyatla karıştırılmaması gereken Büyülü Gerçekçilik akımının yanı sıra Kolombiya'nın da kutsal kitabı mertebesine erişmiş muhteşem ötesi bir roman Yüzyıllık Yalnızlık.

Nedir Büyülü Gerçekçilik? Gerçekdışı bir olayın oldukça sıradan ve normal şekilde aktarılmasıdır. Ne karakterler ne de okur yaratılan dünya içinde bu gerçekdışı olayı garipsemez. Oldukça normal bir şekilde karşılar. Bu akım sadece edebiyatta bulunmuyor tabii ki. Daha önce bu akım etkisinde bir eser okumamış kişilerin kafasında oturtabilmesi açısından bu türe edebiyat dışında iyi bir örnek, bence topraklarımızdan çıkmış en güzel olaylardan biri olan Leyla ile Mecnun dizisidir. Mecnun sanırım o dönem Şirin'i etkilemek amacıyla Şirin'in en sevdiği yazar olan Dostoyevski'nin kitaplarından birinin ilk basımını bulmaya çalışır. Bu konudaki çabasını nihayete erdiremeyince, rüyasına gelen ve sonradan kendi evlerinde yaşamaya başlayan Aksakallı Dede vasıtasıyla Dostoyevski'nin yanına gider ve kitabın ilk basımını getirmeyi geçtim, Dostoyevski'nin kendisini tutup getirir ve birlikte yaşamaya başlarlar. Dosto'nun ünlü kumar merakı yüzünden borçlanmasıyla birlikte koskoca Dostoyevski borçlarını ödemek için berbat bir Türk dizisinde senaristlik yapmaya başlar. Hiçbir karakter bu olayları garipsemez. Biz de "bu neyin kafası ya" desek bile aynı şekilde dizinin üstüne kurulduğu gerçeklikte bu olayı normal karşılarız.


Marquez, Büyülü Gerçeklik akımın etkisinde bir eser yazmasının nedenini zaten kitabın önsözünde anlatıyor:

"Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım."


Marquez romanına ilerisi için spoiler vererek başlangıç yapıyor. Roman boyunca da bu olayı karakterler üstünden devam ettiriyor. Bu keyif kaçırmaktan ziyade aslında karakterin nasıl bir gelişim yaşayıp o yola gireceğini merak ettirmesi açısından güzel bir taktik. Efsanevi Buendia soyunun, kurucusu oldukları Macondo'ya gelişinden itibaren, şehrin ve Buendia soyunun başlangıcı ve bitişinin yüzyıllık tarihi, ki aslında insanlık tarihi nefis bir şekilde anlatılıyor romanda. Diğerlerine göre öne çıkan ve karakter gelişimi açısından daha iyi yazılmış Buendia'lar olsa bile kitapta net bir şekilde baş karakter olarak nitelendirilecek birisi yok bana göre. Herkes sırası geldiğinde romanın merkezine oturuyor tek tek. Nesiller geçtikçe tüm Buendia soyu ve bu soydan olmasalar bile Buendia soyadını almış kişiler kaçınılmaz olarak aynı olayları yaşıyor. Bu kısır döngüyü güçlendirmek adına yeni doğan nesile aynı adları verip duruyor romanında Marquez. Aynı adları alan kişiler aynı ruh hâline, ilgi alanlarına ve kişisel özelliklere sahip oluyorlar. Kadın, erkek ya da farklı isimlere sahip Buendia sülalesinin tümünü birden kapsayan ortak nokta ise Buendia soyadıyla birlikte kaçınılmaz olarak geliyor görünen yalnızlıkları. Bu Ursula'nın deyimiyle deliler evi olan evde yüz kişi kaldığı dönemde bile Buendia'ların kaçamadığı bir yalnızlık. Her nesilde bir karakter kendine belirlediği bir odak noktasıyla beraber muhteşem bir yalnızlık yaşamaya başlıyor. Biri odaya kapanıyor, biri hayal dünyasına, biri durmadan kefen örüyor, biri eve savaş açıyor, biri keşiflere merak sarıyor. Aynı anda aynı şeyi odağına alıp yakınlaşan iki kişi asla olmuyor. Albay Aureliano gibi geniş kitleleri etkilemiş bir mensubu bile sonunda yalnız kalıp, tek başına ölüyor. Nokta atışı kitap adı seçimlerinde de zirveye oynayan bir kitap oldu benim için.


"Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

Marquez'in yazdığı önsöz böyle sona eriyor. Aslında insanlık tarihi demiştim yukarıda bu kitap için. Cidden öyle. İlk sayfasından şöyle başlıyor insanlık tarihine:

"Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan sözederken parmakla işaret edip göstermek gerekti."

Marquez, Buendia ve arkadaşlarının Macondo'ya ulaşması ve onların inşa ettiği evlerin çevresinde bir şehrin doğuşuyla devam ediyor tarihe. Macondo'nun ilk iş kollarının insanlık tarihinin en eski meslekleri kabul edilen fahişelik ve tüccarlık olması da gülümseten detaylar. Melquiades’in mallarını satın alırken ortada para denen bir şey yok. Takas yöntemiyle alışveriş yapılıyor. Daha sonra Jose Arcadio Buendia'nın odasında bilimsel keşiflere gömülmesiyle bu hızlandırılmış insanlık tarihi devam ediyor. Keşfettiği şeylerden birini çocuklarına şu şekilde anlatıyor: "Dünya yuvarlak, tıpkı bir portakal gibi." Sonra hiç ihtiyaç duyulmuyorken Macondo'ya din geliyor birden. Hemen ardından ayrılmaz parçası olan devlet kapak atıyor Macondo'ya. Farklı görüşlerin çatışması ve oy kullanılırken yapılan hilelerin ardından başkaldıran, devrime kalkışan halk, teknolojik gelişmeler, coğrafi keşifler ve salgınlar. Kapitalizmin doğuşu. Mutlu, huzurlu ve refah içindeki şehre yabancıların gelmesiyle yerel halkın birden yabancı konumuna düşerek fakirleşmesi gibi binlerce yıllık insanlık tarihinde yaşanmış dönüm noktalarını tek bir şehir içinde ve yüzyıllık bir zaman diliminde önümüze seriyor Marquez. İnsanlık tarihinin yanı sıra Kolombiya'nın, İspanya'dan bağımsızlığını ilan etmesi sonrası yaşanan iç savaş ve 1928'de Muz işçilerinin katliamı gibi kendi ülkesinin tarihini de romanda işliyor. Bunları öyle ustalıkla yapmış ki hayran olmamak elde değil bu adama ve yazdığı romana.


Ufak bir eleştirim kitaba değil ama kitap altında gördüğüm bir hadise ile ilgili. Yakın zamanda okumayı planladığım bir kitabın incelemesini gördüğümde incelemeyi okumamaya çalışıyorum genelde. Eğer kitabı okurken inceleme yazmaya karar verdiğim bir kitapsa, inceleme yazmadan önce nitelikli bir incelemeye denk gelip, etkilenerek, aynı şeylerden bahsetmemek adına incelememi bitirmeden diğer incelemeleri kesinlikle okumuyorum. Kaldığım sayfa sayısını güncellerken, en üstteki incelemenin başlangıcı dikkatimi çekti ve bu kitabın sitede en beğenilen incelemesini okumuş bulundum. Burada hiçbirimiz edebiyat eleştirmeni değiliz. İnceleme konusunda belli bir standart isteyen kitleyi de saçma bulduğumu söyleyeyim. Kimi o romanın yazılma nedenini anlatır, kimi yazarı, kimi kitabın yazılmasına etki eden tarihsel arka plana ışık tutar, kimi sadece kitabın hissettirdiği duyguları ve bu duyguları kitapta bulunan hangi olayların ya da kısımların hissettirdiğini anlatır, kimi de hayatından o romanla özdeşleştirmiş olduğu bir bölümü ya da romanın konusuyla paralel bir anısını anlatır. Tek bir açıdan yapılmış yüz tane çok iyi inceleme yerine, çok iyi olmasa bile farklı açılardan yapılmış incelemeleri kendi adıma daha yararlı buluyorum. Ama bu kitabın sitedeki en beğenilen incelemesi nereden bakarsanız bakın bir inceleme değil. Ancak kitap okuma durumunu, okudum olarak işaretledikten sonra durumun altına yazılabilecek bir yorumdan öte değil. Kitap hakkında bilgi taneciği bile içermeyen, sadece yazarın Nobel ödülü aldığı, konunun hiçbir yere gitmediği ve bu kitabı yarım bırakmadan bitirenin kendini tebrik etmesiyle ilgili (inceleme demeye dilim varmıyor) bir iletiye yüzlerce beğeni gelmiş. Kitabı bitiremeyen ne kadar kişi varsa incelemenin altında ve sanki inceleme sahibi dünyanın tartışmasız bir numaralı edebiyat otoritesiymiş gibi "işte bu be, demek yanılmamışım, 50. sayfada bıraktım ben de" tarzı yorumlarla kültürel bir vicdan rahatlaması yaşıyor. Kimse herhangi bir kitabı birileri beğendiği, genel olarak övüldüğü ya da yazarı ödül aldığı için beğenmek zorunda değil tabii ki. Ama incelemeye kitap hakkında böyle keskin yorumlarda bulunmak için kitabı önce bitirmek ve kitabı beğenmediysen ve incelemende bunu belirtiyorsan nedenlerini de yazmak gerekir diye düşünüyorum. He yine yapabilirsin bu tarz bir inceleme, neden belirtmek zorunda değilsin. Ama dünya genelinde farklı edebiyat otoritelerince övülen ve çoğu iyi listede mutlaka okunması gerektiği belirtilen bir kitabın, bu sitede en çok beğeni alan, en tepedeki incelemesinin kitap hakkında hiçbir şey içermemesi benim için üzücü ve rahatsız edici.

İyi okumalar herkese.
464 syf.
·6 günde·10/10
Eğer bu kitabı okuduysanız kendinizi tebrik edebilirsiniz. Fakat durağan bir dili, çok karakteri ....... (İNCELEMENİN BU KISMI ŞİKAYET ALDIĞI GEREKÇESİ İLE SANSÜRLENMİŞTİR.)........ sebebiyle değil, hayatınıza böyle enteresan bir sülalenin hikayesini bilerek devam edeceğiniz için. Yanında Marquez'in, adlandırmak dilinizin ucunda duran ama tam olarak ne olarak tanımlamanız gerektiğini kestiremediğiniz anlatımı da yanında promosyon olarak geliyor.

Çok karakterli bir kitap ama hepsi nakış nakış işlenmiş, hepsini o kadar özümsüyorsunuz ki bir süre sonra kendinizi aileden birisi gibi hissetmeye başlayıp, aile bireylerinin başına gelen her olayda sanki kendi ailenizden birisiymiş gibi hepsi için tek tek, ayrı ayrı üzülüyorsunuz. Sonlara doğru biraz bu hangi Aureliano'ydu oluyorsunuz ama bir şekilde hangisi olduğunu da anlıyorsunuz.

Kitap daha sonra olacakları başından söyleyip, başka konuya atlayıp, sırası gelince başında söylediği olaya detaylı bir şekilde değinen ilginç bir anlatıma sahip. Normalde spoiler pek çoğumuzu rahatsız eder ama Marquez bunu çok güzel yerleştirmiş, bu yüzden merakla spoiler verdiği yere gelmek için elimden bırakamadan okudum.

Kitaplarda başka kitaplar mı arıyorum yazarlar mı başka yazarlardan etkileniyor bilemiyorum ama geçtiğimiz ay okuduğumuz Sevgili Arsız Ölüm neredeyse Moconda'dan çıkma diyebilirim. Atiye ve Ursula ruh ikizi olabilir ya da ben saçmalıyor olabilirim, ama köye arada bir hediyeler gelmesi ve köylünün ilk kez gördükleri eşyaları hayretle incelemesi "Melquiades karakteri Huvat'da yeniden can bulmaya çalışıyor olabilir mi?" sorusunu düşürdü aklıma. Şimdi bu kitabı Orhan Pamuk yazmış olsa hemen (ç)alıntı diye yaygara kopartılırdı ama neyse bu başka bir tartışmanın konusu, iyice dağıtmadan kitaba döneyim ben.

Sevgili Oğuz Aktürk incelemesinde;

"Bu kitabı anlatmak için yüzyılımı bile sarf edebilirim. Ama aynı zamanda sadece 1 dakikamı da harcayabilirim. İşte öyle bir kitaptır bu. " demiş.

Sonuna kadar katılıyorum kitap hakkında ne anlatmak istesem hep biraz eksik anlatmış olacağım gibi hissediyorum şuan yazarken.

Ama arkadaşlar ben size bir sır vermek istiyorum, daha doğrusu bir gerçeği açıklamak...

Kitaptaki "Muz Şirketi" var ya hani o aslında Macondo'da değil hemen yanı başımızda. Onlar geldiler, bizim yanı başımıza yerleştiler ve gün geçtikçe azıttılar, herkesi kendi istedikleri şekle büründürmeye ant içtiler ve bir daha da gitmediler. Dünya üzerinde herhangi bir yerde hala üç binden fazla kişi şirketin bekası için öl(dürülü)üyor. Belki her hafta, belki her ay, belki her yıl hatta belki 1 günde ama ölüyorlar işte ve basın-takım elbiseli avukatlar ve halk hala aynı iddiayı sürdürmeye devam ediyor.

"Burada hiç ölen olmadı." !!

Sonra herkes mutlu, huzurlu, sorunsuz hayatına dönüyor ve gerçeği bilenler dahi kendinden şüphe eder duruma düşüyor.

Hatta daha da ileri giderek Muz Cumhuriyeti'nde karın tokluğuna çalışan gönüllü, kör ve modern köleleriz hepimiz diyorum. Avuntu olsun diye, isyan etmeyelim diye Muz Şirketi'nin cafcaflı oyuncaklarına vereceğimiz parayı kazandığımızı zannetsek de aslında zaten ceplerine geri dönecek olan parayı ödünç almış oluyoruz.

Böyle böyle kendimiz dahi farkına varamadan, kendimiz isteyerek "Yüzyıllık Yalnızlık"lara sıkışıp kaldığımız beton mezarlar arasında avuntu arıyoruz buhranlarımıza.

Durup bir saniye yüreğimizi kollasak belki de ölmeden çürümekten kurtulacağız; ama unutuluyor işte her şey, insan inanmaya da hevesli, önemli olanın ne olduğu konusunda kafası karışıyor hep.

İşte kitapta olan da buydu belki Buendio soyuna... Sorun ensest, hırs, kibir, muz şirketi gibi gözükse de, belki sadece sahip oldukları şeyin neredeyse cennete rakip olacak güçte olduğunu fark edememeleri ve yalancı cennete aldanmalarıydı.

Bilmiyorum, zaten kim neyi ne kadar bilebilir, kriter ne bunlar hep cevapsız sorular.

Ben hissediyorum bundan sonra Buendio sülalesini hep özleyeceğim, belki zaman gelecek hikayelerini tekrar okuyacağım ya da karakterlerden biriyle irtibat kurabilmek için rastgele bir yerini açıp okuyacağım kitabın.

Siz de çok bekletmeyin; onlar tanışmak ve çılgın soylarının hikayesini anlatmak için sizi bekliyor olacaklar. :)
464 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Mizah içerir!!!

İnsanların bu kitabı okurken kaybedeceği bir haftayı kurtarmak için 3 dakikanızı alıyorum dostlar.

Şahsen bu zamana kadar okumakta en çok zorlandığım kitap ünvanını almış olan bu romanın yazarına ödül verenler; herhalde okudukça uzayan bu kitabı bitirdikten sonra, bitirebildikleri için verdiler bu ödülü. Ya da sevgili yazara ödülü verelim de başka kitaplar yazmasın, zirvede bıraksın mantığıyla vermişte olabilirler.

Bir kere hikaye çok ağır işliyor. Okuyucu canlı tutmak diye bir düşünce tabiki yok. Heyecan ve merak unsurlarını da eklemeyi unutmuş yazarımız. İsimler zaten hızımı sürekli kesmeyi başardı. Bunların sonucunda gerçekten yüzyıllık bir kitap oldu, bitmedi. Hikaye de sürekli birileri evi terkediyor, birileri geliyor. İnsanlar ölümsüzlük şifresini yazmışlar. Herkesin bir sevişme hikayesi geçiyor. O zamanlar isim yokluğu da vardı herhalde. Ya da yazarın aklına başka isimler de gelmemiş olabilir ki bu kadar benzer ve zor olmaları beni çok yordu. İsim konusunda biraz "Murat Menteş" olmak lazım bence.

Kitabın en çok beğendiğim yanı,(tek beğendiğim yanı) kitabın ismi oldu. "Yüzyıllık Yalnızlık" derken, kitabı okurken çektiğimiz yalnızlığı ve yüzyıl gibi gelen okuma serüvenimizi vurguluyor olmalı.

Başlık demişken; yazarımız, bize vermek istediği mesajı kitaba işlemeyi tercih etmemiş. Vermek istediği mesajı bizzat okurken yaşatmak istemiş. Mesajı da başlıkla uyumlu olan: acı nasıl çekilir, zaman nasıl geçmez, yalnızlık nasıl olur? Bu açıdan gerçekten çok başarılı buldum.

Aslında kitabı bu kadar övmüşken(!) kendime de şu soruyu sordum: acaba sorun bende miydi? Ya da ben kitapta ne kaçırdım? Tatlı eleştirilerim bir yana, ödüllü bir yazarın romanı neden bana ulaşamadı diye kendi kendime düşünmedi değilim. Sorun bizlerde de olabilir. Herhalde, yazarın tarzı bana göre değildi. Yoksa kitabı beğenen kitle epey var.

Okumayı düşünenlere diyeceğim:(bir daha düşünün) ağır ve yorucu, biraz karışık giden, okuyucuyu pekte canlı tutmayan ve hiç merak uyandırmayan 460 sayfalık bir romanı sıkılmadan okurum diyorsanız bir deneyin. Aksini düşünüyorsanız bu kitaba vereceğiniz ücreti başka kitaplara verin. Malum, bu zamanda kitaplar çok pahalı. Öğrenci olan var, (ben) durumu olmayan var...

Yazdıklarımda yanlış veya eksik bir düşünce görüyorsanız lütfen yorumlarınızı sakınmayın. Aksine kaçırdığım noktalarda beni aydınlatmış olursunuz. Saygılarımla...
464 syf.
·9/10
Merhabalar dünyanın en iyi kitaplarından biri olan Yüzyıllık Yalnızlık Buendia ailesinin altı kuşağının bir nevi yüzyıllık tarihinin hikayesi yer almaktadır.Çok kasvetli kocaman bir evde yaşayan akrabaların aralarında geçenlere yer verilmiştir.Kitapta karakterlerin biraz fazla olması ve sanatsal dil kullanılmasından biraz sıkıcı gelebilir ancak okumaya devam edin.Erkek karakterlerinin yarısına yakının ismi Jose Arcadio,diğerlerinin ismi ise Aureliano da oluştuğundan dolayı kitabın ilk sayfasında soy ağacına yer verilmiştir.Okuyucular için en iyi yönü yazarın bahsedeceği karakterleri ve yaşanacak olayları önceden tahmin edebiliyorsunuz.Ursula ve Jose Arcedio Buendia’nın amca çocukları olmasına ve bu ilişkiden domuz kuyruklu bir bebek dünyaya gelir ve bundan sonra soyundan gelenlerde yalnızlıklar başlar.Kitapta gerçekten yerinde göndermeler ve uzun uzun üzerinde düşündürüyor.Betimlemeler ve ruh tahlilleri de çok başarılıydı.
Keyifli Okumalar Dilerim
464 syf.
·10/10
16 yıl boyunca bir kitabın ilk cümlesini beklemek..... Bu geçen yılların ardından, direksiyon başında aniden bir aydınlanma yaşar Gabriel Garcia Marguoez (namı diğer Gaba ). Artık o büyük eserin yazılma vakti gelmiştir. Tatil yolundan dönen Marguoez kendini, masa başında buluverir. Odasına girerken eşine söyledikleri şunlardan ibarettir. "Ailemizin ve evimizin geçimi sana emanet" Onu tam 18 ay odasından çıkarmayan cümle şöyledir "Albay Aureliano Buendia , yıllar sonra idam manasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı" Böylece ortaya ilk baskısının bir hafta içinde tükeneceği Yüzyıllık Yalnızlık doğmuş olur.

Büyülü gerçeklik akımının en başarılı örneği olan Yüzyıllık Yalnızlık olağan bir şekilde gelişen olayları anlatması ile kazanmıştır başarısını. Büyücülerin , toprak yiyen kızların,
öldükten sonra dirilip bu tarafa gelen ruhların , dev karıncaların, uçan sepetlerin, cennete yükselen kızların, tanrının fotoğrafını çekerken kafayı yiyenlerin anlatılması ile kendi fantastik dünyasına sokmuş oluyor bizleri. Sadece bunlarla kalmayıp bütüünnnn kasabayı etkileyen uykusuzluk hastalığı baş gösteri,r ardından da unutkanlık hastalığı.... Bütün bunlarla Büyülü Gerçeklik akımına en güzel örneği bırakıp gitmiştir bu dünyadan sevgili Gaba.


Çocukluğunun geçtiği kasaba Aragataga artık Marguoez için Macondo olmuştur. Çocukluğundan beri yaşadıkları hikayeleri anlatmak amacıyla yaratmış olduğu bu kasaba ilk olarak Yaprak Fırtınası adlı eserinde geçecektir. Gerçekten de nehir kenarına kurulmuştur Aragataga, üstelik yıllar boyu Muz şirketlerinin sömürüsü ile yaşamak zorunda kalmışlardır.

6 kuşak boyunca hikayelerine şahit olduğumuz Buendia ailesi 461 sayfaya sığdırılarak Marguoez' in başarısını gözler önüne sermektedir. Yazar, Buendia ailesinin soy ağacını kitabın girişinde vererek akıllıca davranmıştır, çünkü bazı okurların bu karmaşık isim döngüsü sebebiyle kitabı bırakması olasıdır. Aynı zamanda kitapta geçen cinsellik de okuyucuyu rahatsız eden diğer bir unsur olarak göze çarpıyor. Fakat Maslow' un ihtiyaçlar hiyerarşisine bakınca Fizyolojik ihtiyaçlar olan acıkma, susuma ve cinsellik gibi durumları ilk sırada görmek mümkün ise bunu kuşaklar boyu anlatılan bir kitapta okurla buluşturmak neden mümkün olmasın?

İsim benzerlikleri dikkat çekerken aynı ismi taşıyan nesillerin aynı kaderi paylaştığı'nı da görebiliriz. Bu durumu 5 kuşak boyunca hayatta kalmayı başaran aynı zamanda da geleceği sezebilen Ursula şöyle dile getiriyor. " Bütün Aurelianoların içine kapanık ve aklı başında olmalarına karşın, Jose Arcadiolar atak ve girişken oluyorlar,ancak mutlak belaya çatıyorlardı. "

Kitabın kapağını kapattığım an , her kuşaktaki her bir karakterin , yaşamının başlangıcından sonuna kadar okuduğumu fark edince " Vay canına " dedim. Demek ki az sözle çok şey analatabilmek böyle bir şey oluyormuş . Demek ki dünyanın en iyi romanlarından biri buymuş..

Seni çok sevdim Gaba. Diğer kitaplarını da aynı iştahla okuyacagima emin olabilirsin. İyiki geçtin bu dünyadan ....
464 syf.
Geçen yıl ruh ikizin olan yazarı bul diye bir teste rast gelmiştim. Testin sonunda Gabriel Garcia Marquez çıkmıştı ve ruh ikizim olan yazarla bu test sonucu tanışmıştım. Tabi onunla ilk tanışmam bu kitapla olmadı. Yüreğini Kolla Ölmeden Çürüyorsun kitabını kendisinin sanıp aldım ve kitap gelince büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. :) Neyse kitaba geçelim.

Hikaye kuzen (amca çocukları) olan José Arcadio ve Ursula Iguarán Buendia çiftinin, ailelerinin tüm karşı çıkmalarına rağmen evlenmesiyle başlıyor. Çiftin daha önce bir akrabalarının çocukları, domuz kuyruğuyla doğmuş ve sürekli yapılan akraba evlilikleri yüzünden bu sakatlığın tekrarından korkuyor aile kitap boyunca. Kitapta ensest ilişki çok fazla yaşanmış ve bu okuyucu kızdırıyor ister istemez. Ensest, romanda önemli ve oldukça belirleyici bir role sahip olsada, romanın ana teması kitabın isminden de anlaşılacağı gibi hiç şüphesiz yalnızlık, mutlak bir yalnızlıktır. Aile fertlerinin tüm çabasına rağmen bitmeyen ve yüzyıl boyunca yaşanan yalnızlık, hikayeye bir hüzün katmış. Aynı zamanda güzel bir kızın göğe yükselmesi, hiç durmadan yağan yağmur, tanrının fotoğrafını çekmeye çalışan bir dede, evi yiyen karıncalar gibi doğaüstü olaylar kitaba farklı bir hava vermiş. Ama üç nesil boyunca aile fertlerine aynı isimlerin verilmesi okurken kafa karışıklığına sebep oluyor.

Kurgusunu, yazarın kalemini beğendiğimi bir kitap oldu. Nobel ödülüne layık görülmüş, benim de severek ve merakla okuduğum farklı bir roman...
464 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Ursula ilk çocuğu atalarında olduğu gibi domuz kuyruklu doğmasın diye dua ederken,bir domuz kuyruğundan daha fena şeylerin hayatlarında ve çocuklarında yer edineceğini düşünmemişti.

Bir arayış sonucunda varılmak istenen yere ulaşamadıklarında bir kasaba kuracaklarını ve adına , Maconda koyacaklarını bilmeden yola çıktılar.Bu kasabada devlet adamı, din adamı gibi siyasi ve dini liderler yok. Yalnızca kasabanın insanları, sıcağı, yer yer bunaltan yağmurları, birbirinden lezzetli muzlar veren muz ağaçları, hiç ölümün uğramadığı evler ,teknolojiyi , bilimi kasabaya tanıtan çingeneler , basit genelevler ve kuşaktan kuşağa aktarılan soylar var. “İDİ!”

Buendia ailesi de kasabanın köklü ailelerinden biri olarak yer alacak ve sonradan çözülen bir kehanetle, kuşaktan kuşağa aktarılan soy , son bulacaktı…

Buendia ailesi , soya eklenen her yeni bireye ilk defa atalarının isimlerini verirken onların aynı kaderi , aynı döngüyü tekrar başlatacağını nereden bilebilirlerdi? Ve sonrasında gelen nesli , ne kadar çabalasalar da değiştiremeyeceklerini ?

İlk defa siyasi otorite ülkelerine ayak bastığında kasabada ilk ölümlerin meydana geleceğini ve siyasetin insanları yaşlandıracağını , mutsuz kılacağını , ilk ayaklanmaya , ilk hileli oy kullanımına tanık olacaklarını, hatta kasabanın ilk büyük devrimcisinin kendi ailelerinden çıkacağını nereden bilebilirlerdi?

Veya yabancı bir konuğa lezzetli muzlarının tadına baktırdıktan sonra bu lezzetin ,kasabanın ilk proletarya sınıfını oluşturacağını ve üç binden fazla kişinin öldürülüp, cesetlerinin denize döküleceğini ve bununla ilgili tüm delillerin kaldırılıp yalnızca bir Buendialılın bunu ölene kadar hatırlayacağını bilemezlerdi. Bilselerdi, o muzları bir sır gibi saklarlardı.

Ve tüm bu yaşananların bir domuz kuyruğuna sahip olmaktan bin kez daha kötü olduğunu dile getirmezlerdi ya da yaşamın sonsuz döngüsü ; Ursula’nın ilk zamanlarda taktığı bekaret kemerini nasıl etkisiz hale getirdiyse , tüm değişkenleri kendi lehine çevirip ,aynen devam eder miydi?

Kitap bir ailenin başına gelenleri anlatırken aynı zamanda okuyucuya birçok soru yöneltiyor.

“Bir siyasi oterite gerekli mi?” “Mülkiyet insanlar arasında nasıl sorunlara yol açıyor?” “İsimler kaderi etkiler mi , yoksa onlar kadere hiçbir etkisi olmayan semboller mi ?” “Her şey bilinebilir mi?” “Bilgi en büyük silah olmasına rağmen , kaderin gidişatını değiştirebilir mi?” “Teknoloji insanları daha kötü ve daha bencil insanlar haline mi getiriyor?”
“Ve bir domuz kuyruğu olayların gidişatını değiştirebilir miydi?” ...

Olacak olan her şeyi önceden bilseniz de , olaylar gerçekleştiğinde suratınızda hayali bir tokat izi oluşumuna engel olamıyorsunuz . Mutlaka okunulması gereken bir kitap kendisi , ertelemeden okuyun ve Maconda kasabasından bir arsa satın alın. Ben Rebaca’nın balkonundan sizi selamlıyor olacağım.
“Ummadığımız bir anda, ummadığımız bir durum bizi alıp yıllar öncesine götürüp varlığını bile unuttuğumuz olayları, zihnimizin karanlık dehlizlerinden birdenbire gün ışığına çıkarıveriyor.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yüzyıllık Yalnızlık
Alt başlık:
Mini Kitap
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
792
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750737282
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cien años de soledad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş-on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”
Gabriel García Márquez

Kitabı okuyanlar 18,1bin okur

  • Gülçin
  • şifa han
  • Roza
  • Burak Kavak
  • Annabel Lee
  • Emine
  • Yasin
  • Bahar Yalnız
  • Merve Demir
  • Gizem

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%50

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (2)
9
%0.1 (4)
8
%0.1 (4)
7
%0.1 (4)
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0 (1)
1
%0 (2)

Kitabın sıralamaları