Bu kitap hakkında söylenecek ilk şey; kesinlikle pastoral olduğudur. Kitap boyunca kuzulardan koyunlara, horozlardan tavuklara, çiçeklerin her bir türüne varıncaya kadar tesadüf ediyorsunuz. Ferhat ile dağlarda gezinirken, çobanlık ederken, antik çağlardan kalma kalıntılarda dolaşırken o pastoral hava hep sizinle. Bunun dışında Ferhat'ın genç yaşlarından itibaren geçirdiği süreçleri, gençlik heyecanlarını, kendi içindeki yalnızlığını, kafasında imgeleştirdiği Amber'i, köyü, şehri, köyün bunaltıcılığına karşın şehrin kaosunu, bir bir tanıyıp, şahitlik ediyorsunuz. Her ne kadar kitabın kimi kısımları döngüye girmiş gibi hissettirse de, bir okuyucu olarak olayların bir an evvel bağlanmasını bekleseniz de, okuması keyifliydi. Tabi, yazar -ki bu kitabı bana hediye eden bir ağabeyimin arkadaşıdır - kendince bir mutlu son düzmüş olsa da, Ferhat pesimistliğine rahmet okutacak düzeydeki pesimistliğim ve melankolim ile diyebilirim ki; 30 yıl sonra gelecek mutluluk eksik kalsın. Ferhat kitabın sonunda inzivaya yakın bir hayat sürüyor. Sanıyorum beni o hayattan döndürebilecek bir sevgi bulunmazdı diye düşünüyorum. Mutlu sonları sevenler için okunmaya değer bir kitap.