Belki kitabın sürükleyici üslubundan, belki evrim teorisine göre uzak atalarımızın yaşantısını hatırlayıp özlediğimizden, yahut sadece konunun çekiciliğinden belki ama kitabı okuması hem zevkli, hem akıcı. Kitapta genel olarak değinilmiş zaten. 3 ana tip üzerinden yürütülüyor hikaye;
Ağaç insanları; halk ve ateş insanları. Ateş insanlarını anlayabilmek zaten kolay. Bu adamlar ok ve yay kullanabilen, avcı, kano gibi basit ama etkili gereçler üretebilen, konuşma becerisine haiz insanlar.
Halk; ağaçlardan inip mağaralara yerleşseler de henüz ağaçlardan tamamen kopamamış, henüz konuşma becerisi geliştirememiş, somut şeyler düşünebilen, soyut herhangi bir şeyi akledemeden, hemen de unutan, ağaçtan yeni inmiş ama belli duyuları, duyguları gelişmiş bir topluluk. Kızılgöz karılarını öldürürken duydukları öfke bunun delilidir. Zaten kolektif olarak bir bilin geliştirip toplum olabilseler, ateş insanlarına belki bir adım daha yaklaşmış olabileceklerdi.
Ağaç insanları; direkt olarak en dipteki halka olarak tanıtılıyor. Tamamen ilkel. Aklınıza gelebilecek tüm ilkellikleri kendilerinde barındıran, küçük bir ''ilerleme'' kırıntısı gösteremeyen bir topluluk.
En ilgi çekici karakterlerden birisi; Tezcanlı. Tam arada kalmış bir tip. Ateş insanlarından ama piramidin ''halk'' evresinde kalmış. Biraz zorlasa ateş insanı olabilme kabiliyeti varken, biraz unutsa ağaç insanı olmaya geri dönebilecek bir form onunki. Belki ateş insanları tarafından ele geçirilse, yaşamının ilerleyen bölümlerinde anlamlı sesler çıkartacak, konuşacak, ateş yakacak, bilinç denen şeye ulaşabilecekti. ama yazarın da dediği gibi ''bu süreci tamamlayan, ateş insanlarından birisi olan'' sürecin bir parçası olabildiler mi muamma. belki tezcanlı zamanla, ateş insanlarıyla temas ede ede bu süreci kendi ''ailesi''