• Bir müddet geçtikten sonra bana “ Allah’ın zikriyle meşgul ol. Çünkü O’nu anmak kalplerin şifasıdır” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Allah, insana her an nazar ediyorken ve ölümün nefesi her an insanın ensesindeyken, insan nasıl olur da O’nu anmaktan ve O’na ibadet etmekten uzak kalabilir?”
Sonra ağlamaya başladı ve beni de ağlattı..
• Etraftakilere , bu zâtın ahvâlini nasıl bildiklerini sordum.
O’nun mecnun olduğunu , insanlarla oturup kalkmadığını ve ancak kırk günde bir defa yemek yediğini söylediler…
• Köleye yanında yiyecek bir şey olup olmadığını sordum . Misk kokulu , kardan beyaz bir bal kavanozu çıkardı.
Ömrümüzde bu baldan daha tatlı bir bal yemedik. Bu şaşkınlığımız karşısında bize ,
“ Bunlara hayret eden , ârif değildir ve Hakk’tan uzaktır. Bu gibi şeyleri görmek için ibadet eden, cahildir” dedi.
• Bir gün çobana rastladım. Yanında su ya da süt olup olmadığını sordum.
Çoban, hangisini tercih ettiğimi sordu. Ben, su istedim. Çoban , âsâsıyla sert bir kayaya vurunca su fışkırmaya başladı. Bu olay karşısında hayretler içerisinde kaldım.
Çoban bana şöyle dedi: “ Hiç hayret etme! Eğer kul, Allah’ın emrine amade olursa , her ŞEY de onun emrine amade olur.”