Yaptığım seçimlerden, geldiğim noktadan bu kadar mutsuz olacaksam, pişmanlığımı kendime itiraf etmem, çizdiğim yolu değiştirmem gerekiyordu. Bunu yapmaya cesaretim, gücüm yoksa, o zaman da söylenmeyi, kendime acımayı kesmeliydim.
Anlatırken ne düşündüğümü ben de öğrenmiş oluyordum. Konuşurken düşünmek daha evvel yapmadığım bir şeydi, ama gerçekten de işe yarıyordu, yaşadıklarımın adını koyabiliyordum böylece.
Tam da uzak ufuklara bakarak derdinin ve neşesinin biricikliğini düşünen, özel olduğuna inanma hastalığına tutulan, karikatürize bir yeniyetmeydi Çiğdem.