"Karmela ne demek?"
"Eski dillerden birinde, 'Güneşin Hediyesi' anlamına geliyor"
"Neden Karmela peki?"
"Sana, benim güneşim olduğunu söylerken yalan söylemiyordum. Sen benim krallığıma güneş oldun, ışık saçtın, kalbimi iyileştirdin, kabuslarımı dindirdin. Gülüşünle bana bir ev sundun, içine girildiğinde dert sıkıntı nedir bilinmeyen bir ev. Efsun, her ne kadar Karmela'yı oluşturan ben gibi görünsem de burayı yapabilmiş olmamdaki en büyük etken sendin. Varlığındı, yokluğundu. Sana yeniden kavuşabilme, seni güvende tutabilme arzusuydu. Sen olmasaydın...""Ne ben krallığı oluştururdum ne de magloların bir kurtuluş umudu olurdu. Bu krallık bize güneşin, yani senin armağanın. Bu nedenle... İsmi Karmela.”
Sesim kısılana dek bağırdım, gök gürledi, yıldırımların ışığı yüzüme yansıyıp durdu defalarca. Bağırmaya dermanım kalmayınca eğdim başımı önüme, ellerimi dizimin üzerine koydum ve her şeyini kaybetmiş bir adam gibi çaresizce, omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamayı sürdürdüm.
Gibisi fazlaydı. Ben bugün her şeyimi kaybetmiştim.
"İdil!" Bir an öfkeyle nefes verdi. "Tabii ya. O Allah'ın belası..."
Ne oldu, bilmiyordum. Bir an kontrolümü kaybettim. Zihnimde beni sıkıca tutan zincirler gevşedi ve hiç düşünmeden bir elimi kaldırıp Beren'in suratına sertçe indirdim.
"Bir daha..." dedim işaret parmağımı tehditkar bir edayla Beren'e doğrultup. "Arkadaşım hakkında ileri geri konuşursan seni parçalara ayırırım, Beren. İnan ki yaparım bunu."