-Bu bıçağı boğazına saplamalıyım.
-O halde yap
-Yapacağım ,yapmalıyım.O halde neden yapamıyorumki?
Neden sana gelince birden korkağın teki oluveriyorum?
Neden sana gelince birden önemsiyorum?
Neden bu lanet bıçağı babamın katiline fırlatamıyorum?
Yanındayken bir budalaya döndüğümü söylemiştim ve anlaşılan haklıymışım.
Sana gelince bir budala oluyorum.
Belki senden kurtulduğumda cesaretimi bulurum.bu yüzden sana avans vericeğim
En azından sözünde durdun.
Beni sırtımdan bıçaklayacak kadar uzun süre sağ kaldın. Ve şimdi sana iyiliğinin karşılığını veriyorum.
Kaç paedyn.Çünkü seni yakaladığımda ıskalamayacağım.
O bir serap ,bir kabus, bir rüyaydı.
Ruhumu ve kalbimi çalmaya gelen siyahlar içinde bir Azrail.
Hiç o kadar güzel,o kadar cesur,benim için o denli bariz şekilde yanlış hiçbir şey görmemiştim.
O bir şeytandı.
Tanrısal bir varlıktı.
Onun benim olabileceğini onun beni seçebileceğinide nereden çıkartmıştımki?
Çünkü gerçek hayatta canavarlar hikayenin sonunda güzeli elde edemezdi.
Zihnim uyuşuyor.Kalbim uyuşuyor.
Her şey uyuşuyor.
Ölürken gülümsüyor. Hayattan kurtulduğuna sevinmiş gibi.Benden kurtulduğuna.
Ben acının kendisiyim.Ben kederim. Izdırabım ben.
Sanırım ölüyümde. Sadece içi çürüyen bir ölü.
-En sevdiğin renk hangisi?
-Onca soru varken en sevdiğim rengi mi soruyorsun?
Daha önce en sevdiğim rengin ne olduğunu hiç düşünmemiştim.
Ta kii bir çift okyanus mavisi göze bakıp boğulmanın belki de hoş bir şey olabileceğini düşünene kadar.
Ta kii bir çift mavi gözdeki ateşe bakıp yanmanın belkide acı vermeyeceğini fark edene kadar.
Ta kii bir çift gök mavisi göze bakıp yükseklerden düşmenin belki de huzurlu bir şey olabileceğini fark edene kadar.
Alçak sesle”mavi” dedim.
-Bana bir iyilik yapar mısın tatlım
-Neymiş o iyilik
- Bana söz verir misin?Beni sırtımdan bıçaklayana kadar hayatta kalacaksın
- yüksek sesle güldüm.”Başından beri amacım bu zaten Prens”