HAVVA BAY

HAVVA BAY
Ben bir bedeviyim. Ucsuz bucaksız bir yolda sadece bilgi arayışında. Sonsuz bir arayış içerisinde hapsolum kendi ışığımda.
Yürüyor adım adım yürüyor ağır ağır yürüyor Rüzgar deniz gibi köpürüyor esiyor deniz rüzgar gibi. Akıyor iki yandan ışıklar düşen yıldızlar gibi. Sesler geliyor derinden kalbin uzak sahillerinden: - Nereye gidiyorsun yavrum benim nereye? Dön Sevgilim, Dön kardeşim, dön evinin erkeği, dön geriye..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Değil mi ki göstermek gördürmekti. Sakındırmak, yasaklamak yöneltmekti. Kaderin işaretlenmesi. Gaye Adem'in, kaderin de üstündeki kaderi gerçekleşmesi. Sırr-ı imtihan. Yasak meyveden bir ısırık alınacaktı. Adem' di bu. Kendi tercihinde, kendi düşmüşlüğünde sınanacaktı.
Nefes hayatın ruhu.Makamın kopuş yeri. Alemlerin Rabbi bu toprak bedene, nefesinden nefha, suretinden suret, ruhundan ruh verdi. Ona, ruhumdan, dedi. Söze harfe, rakama sayıya sığmaz ilişki. Böyle bir gramer kime nasip olmuş ki?
Hikayenin ismi düştü dilime bir gece:LÂ İLLA, dedim. Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu bildim. LÂ:Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestisi. Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de LÂ ile başlar:Lâ ilahe. Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir:İllallah. Öyleyse Adem, İLLA'ya giden yolda bir LÂ hecesidir. İsyan tecrübesi onun ilk halidir.
Birini sevmeye başlamak epey büyük bir girişim. Enerji dolu, cömert ve kör olmanız gerekir. Hatta ilk başta bir uçurumdan atlamanız gereken bir an vardır: Eğer düşünecek olursanız, yapamazsınız.