Henüz bu daracık mağarada korkmasına neden olabilecek bir şey gelmemişti başına. Ancak bu duygu genlerinde vardı. Binlerce yıl önce atalarından miras bırakılmış, nesiller önce de annesine ve ihtiyar Tek Göz'e ve onlardan da kendisine geçmişti. Bu mirası reddetmek imkânsızdı.Korku! Ne olduğunu dahi bilmiyor, ancak iliklerine kadar hissediyordu.
Bir süre, etrafında bir o yana bir bu yana koşturan insanları izledi. Yarattıkları tanrılara gıptayla bakan
insanlar gibi Beyaz Diş de önünde hareket eden bu insanlara baktı.İnsanoğlu üstün bir varlıktı.Onun için tanrılar nasıl insanoğlu için bir mucizeyse insanoğlu da öyle bir mucizeydi.Tüm bilinmezliklerin ve imkânsızlıkları, canlı ve cansız her şeyin hâkimiydiler. Hareket edenleri kendilerine itaat ettiren, hareket etmeyene hareket veren, ölü çalı çırpıdan, odundan yükselen güneş
renginde, ısırgan hayat. Onlar ateş yakıcılardı! Onlar tanrılardı!
Eğer yavru kurt tıpkı bir insan gibi düşünme becerisini sahip olsaydı bu dünyanın ve üzerindeki yaşamın sonsuz bir kovalamacadan,acımasız bir savaştan,başı sonu belli olmayan,bitmek tükenmek bilmeyen bir kaostan ibaret olduğunu anlayabilirdi.
Artık hakkında hiçbir şey bilmediği şeylere karşı temkinli olması gerekiyordu.Çevresindeki herhangi bir şeye karşı güven duymadan önce onu iyice tanıması gerekiyordu.