Özgür düşünce ve yaratıcılık, ilerlemenin itici güçleri olarak enerji ve bilgi yoluyla yükseliyordu; bilgi, vücudun en fazla enerji kullanan kısmı olan beyin için gerekliydi.
İnsanları birbirinden ayıran fikirler, birleştiren duygular gibi güçlendirilmedikçe, çözülmelere engel olunamadı toplumsal süreklilikler kesintiye uğradı, devamlılık bozuldu kölelik yaygınlaştı.
Aksi durumlarda toplumsal yapılar çöker ve tiranlığın baskılarının kök salmasına izin verir.
Bu tür eşitsizliklerin çoğalmasını önlemek için, geçmişteki yüzeysel ayrılıkları içsel empati bağlarımıza göre, şefkati içimizde geliştirmeliyiz.
Elindeki bütün siyasi gücü sonuna kadar kullanan ve bütün devleti temsil eden, diğer herkesin ikincil önemde olduğu otorite biçimini yaşıyoruz. Karşı tarafları ustaca tuzağa düşürüyor, hızlıca gündem değiştiriyoruz. Oysa demokrasinin yönetici ilkesi erdemdir.
Felsefeciler bu durumu siyaset ve devlet arasındaki ilişkiyi sağlayan aktörleri “kişisel ihtiraslarını kamu hizmeti retoriğiyle veya ideolojik önyargılarla örten, iktidar peşindeki ikiyüzlü kişiler” olarak görür.
Özün özüyüm diyorsun;
öz kimliğinin yasadan çıkarılma isteğini, devlet kurumlarından ülke ibaresinin kaldırılmasını, andın kaldırılmasını, Süleyman Şah türbesinin kaçırılmasını, Irak’ta askerin başına çuval geçirilmesini, milli bayramların söndürülmesini, askeri birlikten bayrağın indirilmesini, kısacası bekanın ana omurgası olan her şeyi izliyor ve sessiz kalıyorsun… kim kimi uyarmak istemekte bilmiyoruz!