Evet, mutluluk o kadar da ulaşılamaz değil. Mutluluk denilen şey geçmişimizde ya da uzak geleceğimizde beklemiyor. Hemen gözlerimizin önünde duruyor. O günkü bira gibi, bugünün ayva çayı gibi…
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Günümüzde kendinden bahsetmek bile mistisizm olarak algılanıyor. Halbuki sadece her gün işe gidip gelen sıradan bir ofis çalışanıyım. Artık insanların kendilerini sergilediği bir dünyada yaşıyoruz.
Bazen akşam rüzgârı estiğinde nefes alabildiğimi hissettiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşünürüm; cehennemde rüzgâr olmadığını söylerler, o halde burası cehennem olmamalı, ne şanslıyım derim. Öyle ki günün 24 saati içinde, sadece o ana sahip olarak yaşayabileceğimi hissederim. İnsanlar olarak epey karmaşık yaratılmış olsak da bazı yönlerden son derece basitiz.Yalnızca nefes almanın güzelliğini hissedebileceğim ufak bir zamana, günde bir saatliğine ya da on dakikalığına da olsa, hayatta olduğum için bunu hissedebiliyorum diye düşünebileceğim bir zamana sahip olsam yeter.
“Kuyuya düşmüş ve ileride de düşecek insanların hikayelerini niye okuyayım ki?” diye sordu Minchul,anlam vermeyerek.
“Çünkü aynı mücadeleyi veren başka insanlar olduğu gerçeğiyle bile güç bulabiliriz bu zorlukları tek ben yaşıyorum zannederken aslında onların da savaş verdiğini fark edebiliriz. Acımız varlığını korusa da, ağırlığının bir şekilde, biraz olsun hafiflediğini hissedebiliriz. yaşamı boyunca kuyuya hiç düşmemiş bir insan var mıdır diye düşündüğümüzde, bunun mümkün olmadığını fark edebiliriz.“
Çaresizlik. Usanç. Boşluk hissi ve hiçlik… Bunlar bir kez kapıldın mı kendini kurtarmanın zor olduğu duygulardır. İçinde su olmayan bir kuyuya düşmüşsün de yüzünü dizlerine gömmüş oturuyormuşsun gibi hissettirir. Bu dünyanın en anlamsız varlığı senmişsin, zor zamanları geçiren tek kişi kendinmişsin gibi gelir.