Bazı insanlar hayatı yaşar, bazılarıysa seyreder. Bir toplumda seyredenlerin sayısı azalmadıkça orada ciddi bir değişim olacağına inanmam. Biz yaşamaktan çok seyretmeyi seven bir toplumuz.
Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler öylesine kendileriyle meşgul olurlar ki çocuklarının iç dünyasının farkına bile varmazlar. Buna ek olarak, duyguları hesaba katmazlar ve duygusal yakınlıktan korkarlar. Kendi duygusal gereksinimlerinden rahatsızlık duyarlar ve bu nedenle çocuklarına duygusal açıdan nasıl bir destek sağlayacaklarına dair bir fikirleri yoktur. Bu tür anne babalar eğer çocukları üzülürse sinirlenir ve çocuklarını rahatlatmak yerine cezalandırırlar.
Duygusal yakınlık, herhangi bir konuyla ilgili tüm duygularınızı söyleyebileceğiniz bir kişinin olduğunu bilmektir. Başka bir kişiye kendinizi gerek kelimelerle, gerek fikir alışverişiyle, gerekse sessiz bir şekilde bağ kurarak tamamen güven içinde açılabileceğinizi birisiniz. Duygusal yakınlık, gerçekten olduğunuz gibi görünmenizi sağlayan son derece tatmin edici bir histir ve böyle bir şey, diğer kişi sizi yargılamak yerine yalnızca tanımaya çalıştığında var olacak bir şeydir.