Bahar Başçı

Bahar Başçı
@Bahar_tlg
Ben bu gemiden mutlu ineceğim...
Bazen bir insanın ömrü hiç duyulmadan geçer. Öyle sessiz yaşarız ki, bağırmayı bile beceremeyiz. Ben o insanlardan biriyim. Hayatım boyunca çok şey söyledim ama duyulmadım. Çok şey hissettim ama görünmedim. Adım Güneş. Kalabalıkların arasında yaşayan ama kimsenin fark etmediği bir ışık… Konuştuğumda sözlerim hep bir duvara çarpıp geri dönerdi. Duyulmadığımı, belki de yanlış kelimeleri seçtiğimi düşünürdüm. Tüm yolları denediğimi sanıyordum, ama içimdeki sese ulaşamamıştım. Çünkü insanlar çoğu zaman duymak için değil, cevap vermek için dinliyordu. Bir cümlenin içinde duran kalbi kimse göremiyordu. Bu kitap, o iç sesin sesi. Duyulmayanların, görülmeyenlerin, sessizce dağ gibi duranların hikâyesi... O sabah uyandığımda hiçbir şey değişmemişti. Kuşlar aynı neşeyle ötüyor, gökyüzü her zamanki gibi sabırlıydı. Ama ben… başka bir sessizlikle uyanmıştım. Bu kez dışarıdan değil, içeriden geliyordu. Uzun zamandır başkalarının sesini duymaya alışmıştım. Hayatım başkalarının cümleleriyle şekillenmişti. Güneş, görünmek için doğmuştu ama ironik bir şekilde, ışığını kimse fark etmemişti. Zaten insanlar Güneş'e uzun süre bakamazdı—yakardı çünkü. Ve Güneş de hiçbir zaman bağırmadı. Bağırarak görünmek, onun diline aykırıydı. Onun dili yavaş akan bir nehir gibiydi. İçinde sezgi, şiir ve ışıkla yoğrulmuş bir ruh vardı. Belki de bu yüzden yalnızdı. Çünkü ona ulaşmak için, insanın önce kendi içini duyması gerekiyordu. Oysa çoğu insan kendi iç sesinden korkar. Ama işte, onu güçlü kılan da tam olarak buydu. Görünmeden ilerledi yolunda… Ve bu görünmezlikten bir isyan değil, derin bir anlayış doğurdu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
DERVİŞ İLE ERMİŞ
Dağlar ile inziva arasındaki bağlantıyı düşündü bir an Derviş. Biliyordu aslında geçmişteki öykülerden. İnsanlardan kaçmak için yer altına sığınma, münzeviler için değildir. Münzevi çilekeş de değildir. Bu yüzden kelebeğe dönmek için bir kozaya giren tırtıl misali bir hücreye hapsolamaz. Münzevi, hayata bağlanmak için yer altına sığınanlara , ne de hayattan kopmak için hücreye kapananlara benzemez. Onun meskeni, yüce olsun olmasın, gökyüzüne yakın dağlardır. O hayata bağlanamayan ama ondan kopamayan insanın sembolüdür. Özünü yitirmeye yakın onu bulmaya çalışandır. Bu arayış onu bir buluşa götürürse, kendinden taşmak zorunda olandır. Münzevi, dağ dışında kendini bulamayandır. İşte şimdi dağın tepesindeydi. Herkesin imtina ettiği o kulübe hemen karşısındaydı. Çok zor bir yoldan gelmişti. Hem içsel, hem dışsal bir yol... Ama buradaydı artık Kendi keşif yolculuğunun son durağında. Ermiş bir hidayet reçetesi verecekti ona, emindi buna. Deli derlerdi Ermiş'e . Bu Derviş'i en çok heyecanlandıran kısımdı. Delirmek üzereydi o da , ve oldum olası delileri hep sevmişti. Deli aklın özgürlüğüydü , deli günahın çocuğuydu. Başkaldırıların öznesiydi. Değişimlerin aktörüydü. Devinimlerin muharikiydi. Deli insan medeniyetinin yaratıcısıydı kısaca. Biliyordu. Değişmek ve tamamen özgürleşmek için delirmek gerekirdi. Belki de Ermiş ona bu ilacı yazacaktı... REZAN ALKAN
Ben artık eceliyle ölenlere üzülemiyorum... Çünkü dünya artık cehennem, ölüm cennet . Nefes aldıkça vicdanımız, ruhumuz, kalbimiz ve sabrımız azar azar ölüyor. Can çekişiyor insanlık Saat saat ölüyor.
Zaman
Hırçın denizin huzurlu sesiydi Çöl sessizliğin Sen sözlerden tasarruf ettikçe Birikirdi kumbaramdaki güven Bir çantam olmamıştı hiç Hayallerimi taşıyacak Kaf dağının ardında belirdin önce Zümrüdüanka kanatlarınla Sen bir cenneti düşlemek değildin Ona iman etmektin İlk ne zaman aradın başka bakışları gözlerinde Ne zaman çarptı kalbin yaban ellere Ne zaman gülümsedi ışığın yıldızsız uydulara Ne zaman tükettin elindeki feneri Nefesin ilk ne zaman yalan koktu Ellerin ne zaman itti bizi uçuruma Ölüm yutarken bizi Zehri önce hangimiz içmiş Ne fark eder "Zaman nedir?" diye sormuştum "Zamane"imiş senin cevabın Sen zamandaşlarınla yoldaşsın artık Ben, eski benle arkadaş Kırdım bir kez daha putları Parçaladım yeniden Yamalı ruhumu
Kendimi keşfetme yolculuğum da varış noktası bulamıyordum. Boşluğa varıyordu eninde sonunda zihnimde verdiğim mücadele. Çıkıp geldi bir gün yaralı kuşum. Nereden tanıdığımı bilmiyordum. Okumaya başladım yüreğini, okudukça kendimi buldum... Eksik parçalarımı yerine oturttu, anlam arayışımmın varış noktası gibiydi. Yaralı kuşum benden şifa beklerken, yaralarımın merhemi olduğunu bilmiyordu. Küçük bir serçe misali aldım avuçlarıma . Sıksam ölecek, bıraksam uçup gidecek. Ve yine cümlelerim yarım kalacak...