Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lazım.Hiçbir zaman yün pamuk türü yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde ya bir kaya başında yahut bir ağacın altında bir tabutun içinde sabahlardım. Han veya kervansaraylara gittiğimde acem halılarını dokuma kilimlerini toplar dürer bir kenara dayar hasır üzerinde uyurdum.Uykum en fazla günde dört saati geçmezdi bunuda birer saatlik fasılalarla uyurdum. Ömrümde teheccüd namazını kılmadığım gece yoktur..
Mevlana okuduktan sonra Şems-i Tebrizi okumaya karar verdim zaten aksi düşünülemezdi.İslam dininin güneşi olarak kabul edilen Tebrizi bana da güneş oldu. Ne değişti onu okumaya başladıktan sonra ? Çıktığım bu ışıklı yolda kalbimdeki hak sevgisi dahada perçinlendi.. Rumi ile günlerce odalara kapanarak ettikleri sohbetlere sanki ben de katılmışım gibi hissettim. Rumi ile Tebrizin muhabbetini kıskanıp Tebriz’e zarar veren halk veya Rumi’nin oğlu ise insan nefsinin her daim alçak bir kandırıcı olacağını gösterdi bana.. üzüldüm Nasıl olurda bu dostluk bu muhabbet baltalanır dedim kendi kendime.. şeytan yine ustaca marifetini sergilemiş.Makalatlarını okumaya devam edeceğim her okuduğumda heybeme bir şeyler dolduracağım hemde değerli şeyler buna eminim. Okuyun efendim, okutun..
“Şeriat der ki Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki Ne benimki var ne seninki.
Hakikat der ki Ne sen varsın ne ben.”
“Allah isteyeni sever...”
İsteme makamının Allah olduğunu anlatan Şems bunu, “İnsandan isteme, seni sevmez, Allah’tan iste ki Allah isteyeni sever...” diye anlatır. İnsan nefsi hep ister. Ama insan kalbi neyi isteyeceğini bilmelidir. İstemeyi bilmeyen almayı beceremez.