Vurulup tertemiz alnından uzanmış
yatıyor
Bir hilal uğruna Yarab, ne güneşler
batıyor!
derken hiç de söz sanatı hatırına konuşmuş
olmuyordu. Çünkü bu muharebelerde sadece
her toplum katmanından genç insanlarımızı
kaybetmiş olmadık. Onlar bizim gerçekten
güneşlerimizdi. Derin bir memleket şuuruna
sahip, vatanı yeniden inşa etme iradesinin
körükleyicisi genç kadrolardı onlar. Cumhuriyet
onlar olmaksızın, onların eksikliği temelinde
kuruldu.
Diyorum ki, farklı insanların varlığını
vazgeçilmez sayan, hayatın devamında birlikte
bulunmanın gerekliliğini kaçınılmaz sayan bir
kültürden geliyoruz. Mayamızda bütün insanları
hayvan toplumlarından ayıran bir özellik var.
Buna dayanarak modern hayatın bize zorla
kabul ettirmek istediği robotluktan kurtulabiliriz.
Bu demek değildir ki kendimize seçmemiz
gereken hedef, ezip geçtiğimiz kültüre yeniden
hayat vermek olsun. Bunu yapamayız. Çünkü
terkettiğimiz kültürün canlı kalmasına imkân
veren şartları yeniden temin edemeyiz. Üstelik
bu her yönüyle benimseyebileceğimiz bir
faaliyet de olmayabilir. Terkedilen kültür, biraz
da şu veya bu sebeple kendini terkettirmiştir
de. Ama hangi kültürden geldiğimizi
unutmamak, çıkış yerini hatırda tutmak bizim
için bir varoluş teminatıdır.
Okumayı ciddiye alan kişiler
neden "Ne okumamı tavsiye edersiniz"
sorusunu sormazlar? Çünkü kitaplar insanı
kitaplara götürür. Kitapların kendileri
zenginliklerini ve yetersizliklerini ele verirler.
Okumanın rehberi okumaktır.
"Ne okumamı tavsiye edersiniz?" Bu tatsız
soru da karşıma çıkıyor. Tatsız diyorum, zira
okumayı ciddiye alan kimse böyle bir soru
sormaya gerek duymaz. Okumayı ciddiye
almamış birinin bu türden bir soruyla kendini ve
başkalarını meşgul etmesi hem bezginlik verici,
hem de abestir.