Kemal

Kemal
@Bahtiyar47
Ne desem ki. Kendine herkes iyi biriyim der. Önemli olan tanımak...
Lisans
Mardin
1 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
Mary Mills Patrick, feminizm hareketini Amerika’dan Osmanlı’ya taşıyan ilk kadın... İstanbul’da bisikletle ve peçesiz olarak sokağa çıkan ilk kadın da budur. Onun bu davranışı, Hıristiyan azınlıklara mensup kız öğrenciler tarafından bile büyük tepkiyle karşılanmıştır. Patrick, İrlanda’dan Amerika’ya göç etmiş bir ailenin kızıydı. Üniversite eğitimini Amerika’ da yaptı. İsviçre’nin Bern Üniversitesinde eski Yunan felsefesi üzerine doktora eğitimi aldı. Fransızca, Almanca, Ermenice, Yunanca ve Türkçe biliyordu. O, iyi yetiştirilmiş bir misyonerdi.Bu eğitimden sonra Türkiye’ye geldi. Erzurum’da görev yaptı. Patrick, 1876 yılında henüz 26 yaşında genç ve idealist bir kadın iken, Üsküdar’da faaliyet gösteren İstanbul Kız Koleji’nde felsefe hocalığına başladı. Kolejde 1890’da müdireliğe başlayan Patrick, 1924 yılına kadar bu görevde kaldı. Bu tarihte görevini Kathryn Nevell Adams’a devrederek Amerika’ya gitti. Bu kolejin ilk mezunları arasında şu isimler vardı: Halide Edip Adıvar, Zeynep Necef Uğurlu (Akra), Nilgün Cerrahoğlu, Leyla Umar, Prof. Dr. Nur Aytekin Serter (İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı), Dr. Nevma Atay Madanoğlu.Patrick, “Vurun Kahpeye” romanının yazarı Halide Edip Adıvar’ı çok etkiledi. Ondan “Seçkin mezunumuz geldi, peçesini kaldırdı ve bizden gördüğü eğitimle ilgili konuştu.” diye söz ediyor. Bu kolej 7.3.1922’de, merkezi New York’ta bulunan Yakın Doğu Koleji Birliğine katıldı. Birlik ilk önce İstanbul Robert Koleji ve Beyrut Üniversitesinden meydana geliyordu. Daha sonra İzmir Uluslararası Koleji, Atina Koleji ve Sofya’daki Amerikan Koleji de birliğe dahil oldu. Mary Mills Patrick anılarında diyor ki:“Kadınların peçesi üzerine mücadeleler özellikle savaşın ilk yılında dikkat çekiciydi. Eski günlerde hiçbir zaman bir Türk kadını sokakta peçesiz
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Günaydın. Gücümüz kendimize zar zor yeterken, bir de başkalarının derdini yüklemeyi âdet edindik kendimize. O da yetmiyormuş gibi dünyanın derdini de. Bazı şeyleri değiştirmek mümkün değil, başımıza gelenleri geri almak da. Giono'nun "Ağaç Diken Adam"ını hatırlarız sonra: "'Savaşı hiç umursamadım,' dedi, bunu ben de fark etmiştim. Sükûnet içinde ağaç dikmeye devam etmişti." Doğrusu böyle sevgili okur. Bunca dertle baş edilmez, yaşamak her yanıyla hâlâ güzel. Var olun.
Edebiyat
Bu kitabın pdf ihtiyacım var. Temin edebilecek var mi
Tabii ki her zaman istediğim kadar sevecen ve etkin olamıyordum. Bazı şeyler beni paniğe sürüklüyordu. Hâlâ tencereyi ocakta unuttuğum, yanık kokusunu duymadığım oluyordu. Daha önce hiç böyle bir huyum olmamasına karşın, tıkanmış lavabonun yağlı suyunda yüzen kırmızı domates kabuklarıyla maydanozu görünce midem kalkıyordu. Çocukların masa örtüsüne ya da yere döktükleri yapışkan yemek kalıntılarına eskisi kadar tahammül gösteremiyordum. Bazen peynir rendelerken, o rendeleme hareketi öyle otomatik, uzak ve bağımsız bir harekete dönüşüyordu ki rende tırnaklarımı, parmaklarımı kesiyordu. Bunun yanı sıra, daha önce hiç yapmadığım bir şey de yapıyordum: Kendimi banyoya kapatıyor ve bedenimi uzun uzun, saplantılı bir şekilde en ince detaylarına kadar inceliyordum. Göğüslerime dokunuyor, karnımda oluşan kıvrımlarda parmaklarımı gezdiriyor, yıpranıp yıpranmadığını anlamak için aynadan orama bakıyor, çenemin sarkıp sarkmadığını, üstdudağının kırışıp kırışmadığını kontrol ediyordum. Kendimi kaybetmemek için gösterdiğim çabanın beni yaşlandırdığından korkuyordum. Saçlarımın seyrekleştiği, beyaz tellerin arttığı, onları boyamam gerektiği izlenimine kapılıyordum. Saçlarım bana hep yağlı görünüyordu ve ben onları boyuna yıkıyor, sonra da çeşitli şekillerde kurutuyordum. Ama beni en çok korkutan zihnimin anlaşılmaz imgeleri, zayıf heceleriydi. Açığa kavuşturamadığım tek bir düşünce, basit bir anlam sıçraması, beynimde uyanan yeşil bir hiyeroglif kendimi yeniden kötü hissetmeme ve paniğe kapılmama yetiyordu. Bazı zamanlar, evin bazı köşelerinden önüme hışırtılar eşliğinde, fazla yoğun ve nemli gölgelerin geçmesinden ve karanlık kütlelerin hızlı hızlı hareket etmesinden korkuyordum. O zamanlarda, bana arkadaşlık etmesi için, televizyonu mekanik bir şekilde açıp kapıyor, çocukluk
Sayfa 184 - Çevirmen: Meryem Mine Çilingiroğlu, Everest Yayınları
Edebiyat