Kitabın gerçek yaşanmış olayları konu etmesi insanı daha derinden yaralıyor. Dünyada hiç bir insan yada ırk bu şekilde bir yaşama maruz bırakılmamalı. Kitaptaki tüm kahramanlar iyisiyle kötüsüyle aramızda yaşamıştı. Dita Adlerova 14 yaşında yahudi bir ailenin çocuğu olarak Polonya’daki Auschwitz kampına düşer ama içindeki okuma sevgisi onu 31. blokta gizli bir öğrenim alanının başına getirir. Dita, açlığı, susuzluğu, zulmü bu kampta görmüş ve yaşamıştır. Krematoryumda katledilen insanlara, Dr.Mengele’nin insanlık dışı deneylerine şahit olmuştur. Okudukça,insanı hayretler içerisinde bırakan olayların içinde bulacaksınız kendinizi.
Kitabı okudukça acaba kaç insan bu şekilde kötülüklere maruz kalmış, kaç insan sefalet içinde yaşıyor, kaç çocuk, kaç kadın tecavüze uğradı yada uğrayacak. Kitap kurgusu o kadar güzel işlenmiş ki aklımızdan çıkmayacaktır. Kitabın kahramanı Lübnan’da sefalet içinde yaşayan Efraz’dır.
Efraz’ın sevdiği kendi gibi küçük olan arkadaşı Azze, yaşlı bir adamla evlenmek istemediği için canına kıyar. Kitap bu hikaye ile önce insanı bir çeker. Çünkü hangi anne çocuğunun ölmesine sevinebilir işte Azze’nin annesi seviniyordu. Efraz’ın artık tek ümidi ailesiyle Türkiye’ye gelip insanca yaşamaktı. Ama ailesi daha sınırdayken katledilir Efraz ailesinin acını yaşamadan tecavüze uğrar. Bir de Aden vardır, annesi ölen kimsesiz çocuk. Efraz onu da alır iki çocuk Türkiye’ye gelir. Behzat onların haline acır evine alır. Komşusu olan Banu ile çocuklarla ilgilenir ancak Beliz’in bu durum pek de hoşuna gitmez. Zaman ilerledikçe Behzat, Efraz ve Adem’e büyük bir bağla bağlanır. Behzat çocuklar için elinden geleni yapar. Kitap karakterleriyle sizi kendine bağlamayı başarır.