Alper Canıgöz'ün okuduğum ilk romanıydı ama kafa nasıl güzel Severim böyle temiz kafaları
Öncelikle yazarın dili ballı kaymak, akıyor en tatlı edasıyla çağlayan şelaleler gibi.
Gelelim kitaba kahramanımız bir noktaya kadar kimine göre güzel bir aşk hikayesi kimine göre beyhude çabalar peşinde sürüklenen bir mecnunken ardı ardına çevirdiğimiz keyifli sayfaların 9.bölüme dayanmasıyla zihnimizde dumur yaratacak o sese şahit olacağız "hadi len" (hemen 9.bölümü açıp hikayeyi heba etmeyin ) Biraz hayal kırıklığı biraz şaşkınlık içinde aynı frekansta bir ilerleyiş beklerken bu beklenmedik manzara -Nasıl ya? -Bu mu şimdi? gibi mesnetsiz iddialarla kendinizle kısa bir hasbihal etmenize neden olabilir fakat panik yok yazarın dili öyle tatlı ki vakit kaybetmeden sizi tekrar bıraktığı yerden hikayeye hiç kopmamış gibi dahil ederek yoluna devam ediyor. Kitabın sonunda da göz kırpmayı ihmal etmiyor.
Kitabı bir yere koymak çok zor aslında biraz muzip bir kitap "Derin düşününce basit bir hikaye, basit düşününce diz boyu." Tartışılmayacak konu ise yazarın dili ve sürükleyici, keyif veren bir hikaye olması.
...sonra hep mutsuz, hep karanlık, hep yalnız oldum ben. Kimseyi gerçekten sevmedim, kimseden gerçekten nefret etmedim, yaptığım hiçbir şeyin anlamı olduğuna inanmadım ve
"Tanrı'yla bir daha hiç konuşmadım."
Böylece zamanla birbirimizi unuttuk.
-Aşka inanıyor musunuz?
-Tanrı'ya inandığım kadar
-Öyleyse Tanrı'ya da inanmıyorsunuz?
-Tanrı'ya her şeyden çok inanıyorum. Sadece varolup olmamasını pek önemsemiyorum.
-Babanız sizi döver miydi?
-Biz çok modern bir aileydik. Babam da çok modern bir insandı. O yüzden beni dövmez, rencide ederdi. İnsanlar arasında küçük düşürürdü. Böylece ben de modern bir insan oldum. Kısmetse ben de çocuklarımı böyle modern yetiştireceğim...