Uzun zaman oldu kendinle yalnız kalmadın ruhum.
Neler yaşadın, neler duydun, neler oldu şu kâinat için geçek kısacık bir an ama senin için çok uzun olan bu süreçte...
Çok mu anlam yüklüyoruz acaba bu hayata?
Beklentilerimiz, hayallerimiz, ideallerimiz, umutlarımız ile bu dalgalı denizde baktığımız ufuk aslında çok uzak da biz mi yakın görüyoruz?
Bir dengesizlik hâli var son zamanlarda üzerimde.
Sürekli bir seyahat hâli, sürekli bir ortam değişikliği. Ne olduğun ortama uyum sağlayabiliyorsun ne de ortam sana.
Tam bir yere alıştım diyorsun başka bir yere geçiyorsun.
Senin olan yerlere bu yabancılık öyle ağır geliyor ki...
İnsanlar sana bakınca öylesine görünmez olmuşsun ki derin bir hiçlik hissi veriyorlar sana.
Sanki sen yoksun ve hiç olmamışsın.
Belkide yoksun gerçekten de nezaketen varlığını kabul ediyorlar bilmiyorum.
Heves ve zevk denen şeyi kaybettim ruhum.
Günübirlik yaşıyorum ve anlık duygular ile yetiniyorum.
Yaşıyor muyum ölü mü onu da bilmiyorum.
Hayal mi gerçek mi onu da...
Sadece artık çok yoruldum ve eskiden olduğu gibi kaldıramıyorum bazı şeyleri.
Tek bildiğim yalnızlığım ile yakın arkadaş kaldığım. Ya da ona mahkûm olduğum....
Barav Mirkan
Bazen en umutsuz anlarda çıkar karşımıza ruhumuza dokunan insanlar. Bir karşılaşma, bir tesadüf. Beden uzaktır ama ruh aşinadır aslınla sanki yıllardır tanıyormuşçasına. Bir bağa dahi ihtiyaç olmadan sadece var olmasıyla dahi iyi gelir sana. Beklemek mi lâzımdır yoksa aramak mı bilmiyorum bu insanı. Ama aşiyan olur ruhuna ve ve sen gördüğünde tanırsın onu diyor ruhum ta ki görene kadar beklemek gerek sanırım.