Yaşamak, Yu Hua’nın başyapıtı olarak modern Çin edebiyatının en dokunaklı ve en unutulmaz eserlerinden biridir. Sade ama derin anlatımıyla, tek bir kitapta koskoca bir ülkenin çalkantılı tarihini; acıyı, kaybı ve en önemlisi yaşama direncini anlatır. Elinize aldığınız anda bırakmak istemeyeceğiniz, bitirdiğinizde ise uzun süre zihninizden silinmeyecek bir romandır.
Hikâye, köy köy dolaşarak halk şarkıları ve öyküler derleyen isimsiz bir gezginin, yaşlı köylü Fugui ile karşılaşmasıyla başlar. Fugui, geçmişini tüm çıplaklığıyla anlatmaya koyulur; ne acıyı gizler ne de hatalarını. Gençliğinde varlıklı bir ailenin şımarık oğlu olan Fugui, kumar tutkusu yüzünden ailesinin tüm servetini bir gecede kaybeder. Bu kayıp, onun hayatındaki en büyük kırılma noktasıdır: Zenginlikten yoksulluğa, rahatlıktan zorlu bir köylü yaşamına savrulur.
Ancak asıl trajediler bundan sonra başlar. Çin’in 20. yüzyıl ortalarındaki fırtınalı süreci — iç savaş, Büyük İleri Atılım, Kültür Devrimi — Fugui’nin ailesini adım adım parçalar. Oğlu, kızı, eşi, damadı… Sevdiklerini birer birer kaybeder. Bu kayıplar yalnızca bireysel bir kader değildir; dönemin siyasi ve toplumsal baskılarının sıradan insanlar üzerindeki yıkıcı etkisinin sessiz bir yansımasıdır. Buna rağmen Fugui pes etmez. Hayatın en karanlık anlarında bile, sessiz ama inatçı bir yaşama tutunma gücü bulur.
Yu Hua’nın anlatımı o kadar yalın ve içtendir ki, okur kendini Fugui’nin yanında oturmuş, onu dinliyormuş gibi hisseder. Romanın başlarında Fugui’ye kızar, hatta ondan nefret edebilirsiniz; sorumsuz, bencil ve umursamazdır. Fakat hikâye ilerledikçe acılar onu dönüştürür. Hırsını, kibrini ve bencilliğini alıp götürür; geriye yalnızca saf bir yaşama isteği kalır. Kitabın sonunda aynı duyguları hissetmek neredeyse imkânsızdır.
Roman, kumar ve