Ve babam solo yapmaya başladı. Kendime bile tarif edemezdim ama onunla gurur duyuyor, övünüyordum, yanımdakilere piyano başında oturan, 51 yaşında olmasına rağmen çok daha genç gösteren uzun boylu zayıf ve zarif kişinin benim babam olduğunu söylemek istiyordum.
Öncelikle söylemek isterim ki,
Kitabı okurken öyle sıcacık şefkatli bir his sardı ki bedenimi, kalbimi, ah çok huzurluydu okumak. Kitabı bitirdiğinizde o huzur sizinle kalıyor.
Bir baba ve oğlunun Marsilya’daki birkaç gününü konu alıyor eser. Babası 40’lı yaşlarda, oğlu Antonio ise 18 yaşında. Epilepsi hastası oğlunun doktor kontrolü ve birtakım tetkikleri için birlikte Fransa’dan İtalya’ya yola çıkıyorlar. Birbirini tanımak isteyen baba ve oğlunun yolculuğu.Bu yolculukta birçok şeyden bahsediyor, konudan konuya geçiyor, konuşurken birbirlerine alan tanıyorlar. Okurken ‘birbirlerinin düşüncelerine duydukları saygıyı, biri düşüncesini ifade ederken diğerinin sakince yargılamadan onu dinleyişini’ fark ediyorsunuz. ‘Hüzün, şaşkınlık, merak, şefkat, tek başına olmadığının farkına varma, bağ kurmak’ kitapta benim fark ettiklerimdi. Birbirlerini aslında bu birkaç günde paylaştıklarıyla tanıyorlar diyebilirim. 18 yıldır kurulamamış o bağın bu birkaç günde kurulması hüzünlendiriyor insanı.
Yazarın söylediğine göre hikaye yaşanmış gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış.
Çok severek okuduğum bir kitaptı. Bu hikayeye tanık olmanızı isterim.
Sevgiler.