Hayat dediğimiz bir çeşit met-cezir galiba. Kâh gel-git, kâh başla-bit. Bu esas üzerine dönüyor dünya. Nasıl da buruk bitiyor bir şeyler, öbürleri başlarken her defasında coşkuyla.
Ne garip, insan unuttum sandığı şeyleri bile aslında hiç unutmuyor. Minicikleri, kocamanlar, hiçbirini. Geçmiş daima orada, hiç geçmediği yerde, zihnin karanlık dehlizinde, adı çağrılır çağrılmaz ortaya çıkabilse diye, teyakkuzda bekliyor.
Bazıları eksik, bazıları korkak, bazıları kayıp doğar. Sonradan kaybolanlardan farklı olarak, kendini nerede arayacağını bilemez onlar. Bazı eksikler, birileri koymadan yerleşir ruhunuza. Sizinle birlikte gelirler dünyaya. Bir yerlerde bir hata olduğunu bilirsiniz ve tam yerini bulamadığınız için, gittikçe köklenişini ömrünüz boyunca çaresizce hissedersiniz. Başlangıçta sadece bir parçanız olan hata, usul usul tüm varlığınızı ele geçirir. Böylece zamanla, hüviyetini açık etmeme gayesiyle çırpınan, koca bir hataya dönüşürsünüz. İyi saklanması gereken acıklı bir kabahate…