Ümit guder

AR DUYGUSU: Utanma anlamına gelen bir kelimedir. Utanma kusurlu duruma düşmekten veya kendini öyle durumda görmekten ileri gelen eziklik duygusudur. Bu kelimeyi biraz incelediğimizde anlam bakımından türk boylarından Oğuzlara kadar uzanan bir kavramdır. Mili bayramı olmayanın dini bayramı olmazmış derler ya, kültürünü unutanında mili görüşleri yok olmaya yüz tutar ne yazık ki. Kültür eğitimi ilk önce ailede başlar. Bunlar, temel ihtiyaçlarımızı karşılama, hayata adapte olma, sosyalleşme gibi durumları ilk aileden öğreniriz. Utanma duygusu bize aileden gelen terbiye ölçüsüdür. Büyüklerin karşısından konuşmak, olmadık yerde alakasız sözler sarf etmek, bu günkü adıyla yüz kızartan işler yapmak utanmayı öne çıkaran konulardır. Utanma duygusu bu gün kabahatler kanununda bir çok madde ilede karşımıza çıkmaktadır. Utanmayı ele alan gerek üstü kapalı, gerekse alenen bahsedilen bu tür konuları ele alan bir çok kitap yazılmıştır. Bunlar görücü usulü evlilikler, açlıktan yapılan hırsızlıklar, haksız kazançlar gibi konulardan bahsedilir ve anlatılan pişmanlıklar utanma duygusuna verilen bir örnektir. Ar duygusu olan insan yapılan hata karşısında yüzü kızarır, sesi titrer, mahçubiyetini bu şekilde fiziksel olarak belirtir. Günümüzde ne yazık ki, kapitalizmin ile bu güzel duygularda zarar görmüştür. Televizyon, sosyal medya ve mecmualarla önce yavaş yavaş dejenere edilmiş ve zamanla yok edilmeye çalışılmıştır. Bu gün dimdik ayakta dura biliyorsak, atalarımızın bize anonim olarak öğrettikleriyle ve kendi kattıklarımızla yaşamımızı sürdürüyoruz. "Akıl akıldan üstündür" derler ya hakikatten de öyledir. İnsan ilk beslenmeyi atalarından avlanarak öğrenmiş, tarım devrimiyle yerleşik düzene geçmiş, sanayi devrimi ilede alet edevatla tanışmış ve bu gün ise yapay zekayla insan
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Egoistleşmeye giden toplum Egoist temeli bencilliğe dayanan yaşam biçimidir. Son zamanlarda insanlarımızda en çok görülen kişilik bozukluğudur, dahada açacak olursam takıntı da diye biliriz. Bu durum davranışlarımızın ve düşüncelerimizin harekete geçme olayıdır. Yüce allah her şeyi o kadar inceliklerle yaratmıştır ki, sebep sonuca varalım diye. Birde neyi düşünmüşümdür biliyor musunuz? Psikologlar her zaman kişinin çocukluk hatıralarına bakmak isterler. Geçmişte acı bir iz bırakan ruh halini incelemek için. Yazılarımı yazarken çocuk kavramından başlayarak dönem dönem ilerleyerek yazıyorum. Bencilliğin başlıca nedenlerinden biri yaşadıkları zorluklardan dolayı kişi kendini koruma ve güvende hissetme veya çevresinde gördüğü sevgisizlikten kaynaklanan sevgi ve ilgi arayışıdır. Mesela kalabalık bir ortam da sürekli konuşarak başkalarının konuşmasına müsade etmeden konuşan kişinin sözünü kesip konuşmaya çalışarak üzerine ilgi toplamak istemesi de bir örnektir. Aslın da iki tip insan vardır. Dünya da kendini aşmış sorunlara çare bulan kimselerdir. Bunu yazarken bir arkadaşımın anlattığı bir mevzu geldi aklıma, ünlü bir yazar yazılarını sakin zinde bir şekil de yazabilmek için Ege de sakin bir semte gider, burada sabaha kadar yazar, gündüzleri uyurmuş. Evinin karşısındaki okulda bir kısım öğrenciler okul çıkışı ellerinde teneke çalarlarmış. Yazar bu konuya bir çare arar ve çocukların yanına gider. Çocuklar çok güzel teneke çalıyorsunuz gelin hepinize birer lira versem benim kapım önünde de çalabilir misiniz der. Çocuklar teklifi kabul eder. Her gün yazarın kapısın da çalmaya başlarlar. Aradan on onbeş gün geçer yazar tekrar çocukların yanına gider. Çocuklara kapısının önünde teneke çaldıkları için artık bir lira değil elli kuruş verebileceğini söyler.
ihtiyaçlarını karşılamak için suyun olduğu bölgeleri seçmişlerdir. Suyun bir özelliği de iklim şartlarını ve bitki örtüsünü bile etkilediğine inanıyorum. Karadeniz de iklimin serin geçmesinin nedenini önce ormanlara ve ormanlık yerlerde bulunan soğuk su kaynaklarına bağlıyorum . Akdeniz de ise, yine suyun bol olması hava sıcaklığının fazla olması bölgede senede iki üç kez hasat alınmasını da buna bağlıyorum. Şunuda anlatmadan geçemeyeceğim ki büyüklerimizle bağdan bahçeden sohbet ederken hep can suyu verme konusuna özenle deyinirler di. "Bu sene ağaç diktim can suyunu iyi almışsa tutar, almamış ise, kurur" derlerdi. Ninelerimiz bahçe ekerler, onlarda ektiklerine can suyu verdiklerini söylerlerdi. Peki neymiş bu can suyu? İlk toprakla buluşan bitkinin yerine oturması ve beslenmesi için dibine dökülen suya can suyu diyormuşuz. Günlük yaşantımızda da pek çok alanda insana faydasını görüyoruz. Bunlar aş pişirme, temizlik, ulaşım, sanayi, hidro elektrik santralleri ilk akla gelenlerdir. Suyla alakalı bir çok makaleler incelemeler yaşanmış öyküler vardır. Hatta manevi dinlerin kitaplarında da sıkça sudan bahsedilmiştir. İncildeki eski ahidlerde ve Kuran'da ki ayetlerde sudan sık sık bahsedilmiştir. Bende sözü fazla uzatmadan bir ata sözüyle sizlerle şimdilik vedalaşıyorum. Su gibi aziz kalmanız dileğiyle... ÜMİT GÜDER
Eller gidiyor aya biz kaldık yaya Gaflet günah artırır. Her mazi de tartılır. Özlü ve güzel öğüt verici sözlerle tüm okuyucularıma merhaba Sevgili dostlar yaşadığımız olaylardan basında ve sosyal paylaşım ağlarından okuyarak tecrübe edindiğimiz veya üzüldüğümüz bir kısım olumlu olumsuz haberlerden etkilenerek kaleme aldığım bu yazımda siz değerli takipçilerimle bir araya gelmek beni çok mutlu etmektedir. Dün neydik bugün neyiz, yarın ne olacağız? Konularında birazcık kalemimle dertleşmek istedim. Ülkemizdeki şu durum beni çok üzmektedir. Rakı masasında oturanlar kendilerini bilgin, başında sarıkları olanlar kendilerini alim, karşısındakini kandıranlar kendilerini uyanık zannediyorlar. Gelenek göreneklerimize sahip çıkmadığımız gibi insanı geliştirecek; okuma alışkanlığına, sosyal, kültürel açıdan gezmelere kendimizi kapatmış durumdayız. duyduklarımızla yaşayıp, hayat tecrübesini unutmuş durumdayız. Şimdi sizlerle Hazreti Ömer’in adil ve adaletli davranışı ile ilgili güzel bir örnek hikaye’yi paylaşmak istiyorum. Hazreti Ömer halifeliği’nde devlet işleriyle ilgili hazine hesaplarını yaparken o dönemde sahabelerden birisi Hazreti Ömer’in yanına gelir. Hazreti Ömer misafirlerini karşılar devlet işini yaptığı odadaki mumu söndürüp kendi parasıyla aldığı mumu yakarak Misafirlerini ağırlar. Bunu gören Sahabe Hazreti Ömer’e sorar diğer mumu niye söndürdünüz, diğer mumu niye yaktınız? der bunun üzerine Ömer şu cevabı verir: devletin işleriyle uğraşırken devletin malını kullandım beni görmeye gelen konuğum için ise kendi cebimden aldığım mumu kullandım. devletin malını kendi özel işlerinde kullanmak haksızlık olacağını bildiğim için böyle yaptım der Bu kadar hassas ince düşünen bir topluluğun torunları olmaktan gurur duyuyorum ve lakin hayat
Panayır parayir