Kocamı bırakamayacak kadar çok seviyorum dersen, inanırım, hak
da veririm sana. Gerçeği söylüyorsun çünkü. Beni göz önünde tutarak da böyle davranman gerekir... Kocanı benim
yüzümden bırakacak olursan, korkunç bir şey olurdu benim için. Kocamdan ayrılmak önemli değil benim için, ama
birtakım ruhsal nedenlerden ötürü, o bensiz yaşayamaz, dersen, gene inanır, gene hak veririm sana. Gelgelelim, o bensiz
yaşamın güçlüklerine göğüs geremez, onun için onu bırakamam, dersen, bu nedeni de en önemli neden diye gösterirsen,
inanmak zor olur. Bu, ya daha önceki nedenleri örtmek, güçlendirmek için demiyorum, öteki nedenlerin güçlenmeleri gerekmiyor ya da senin de dediğin gibi aklın gülünç oyunlarından biridir ki, tepeden tırnağa sarsar bizi.
Doktorun sözleri su serpti yüreğime. Kanın hiç önemi yokmuş, "gördün mü? Ben de öyle dememiş miydim? İyidir
doktorluğum. Peki, ciğerin için ne dedi? Aç kalmanı, ya da yük taşımanı salık vermemiştir sanırım? Ama beni sevmene bir
diyeceği yoktur, değil mi? Yoksa benim adım hiç geçmedi mi? Benden bir şeyler bulamadıysa sende, inanmam doktorun
doktorluğuna. Kim bilir, belki de benim ciğerimdeki yarayı görmüştür sende!
Bütün foyam çıkacak ortaya, on sekiz gündür elimi işe sürmedim, yalnız sana yazdım, senden gelen mektupları okudum,
pencereden dışarısını seyrettim; ellerim mektup tuttu yalnız, mektupları masaya bıraktım, gene aldım.
Bana her gün yazma demiştim dünkü mektubumda, bugün de aynı şeyi istiyorum senden, bu ikimiz için de daha iyi olur,
hem bugün daha da direniyorum bu isteğimde, ama n'olursun Milena, sen kulak asma bana, gene her gün yaz bana,
kısacık da olsa yaz, bugünkü mektubundan daha da kısa olsa, iki satır ya da bir satır, bir sözcük olsun yaz Milena...