Bayan Epifiz

Bayan Epifiz
@BayanEpifiz
Kimsenin fark edemeyeceği detayları görmeyi çok severim.
Kitap seçiminde her zaman titiz davranırım; okuduğum bir kitabın beni gerçekten aydınlatmasını, içimde yeni keşiflere kapı açmasını isterim. Kitap, düşüncelerime rehberlik edebilir, ama bana ne düşüneceğimi değil, nasıl düşüneceğimi öğretmelidir. Bir yazar, kendi doğrularını mutlak bir gerçek gibi dayattığında, o eser benim için değerini yitirir. Nobel almış ya da dünyaca tanınmış olması fark etmez; bu, zihinsel özgürlüğümü manipüle etmeye çalıştıkları gerçeğini değiştirmez. Gerçek bir kitap, insanın içindeki ışığı yakmalı, onun ufkunu genişletmeli ve yeni sorular sordurmalıdır. Çünkü düşünce özgürlüğü, ancak bireyin kendi yanıtlarını bulmasına izin verildiğinde gerçek bir anlam taşır.
1000Kitap
İnsan, sakin kaldığı her şeyin galibidir.
Benim imza attığım kalbe kimse şiir yazamaz, dedi adam. İlgilenmezsen roman bile yazarlar, dedi kadın.
1000Kitap
İnsanlar artık giyinmeyi bilmiyor. “Moda” ve “özgürlük” adı altında yıllardır kadınları değersizleştirmeye yönelik oluşturulan algılar, dünyanın birçok yerinde normalleştirilmeye çalışılıyor. Oysa asalet dikkat çekmekte değil, duruşta ve karakterdedir. Bugün geldiğimiz noktada, kadın, erkek ve hatta çocuk fark etmeksizin toplumun ahlaki hassasiyetlerini rahatsız edecek seviyede bir giyim anlayışı yaygınlaşmış durumda. Sorun yalnızca ekonomi değildir,asıl sorun ahlaki ve kültürel değerlerin aşınmasıdır. Kadını değerli kılan şey bedenini sergilemesi değil, taşıdığı karakter, bilgi, zarafet ve duruştur. Günümüzde birçok moda akımının insanları daha fazla tüketmeye, daha fazla dikkat çekmeye ve dış görünüş üzerinden değer görmeye yönlendirdiği açıktır. Bunun sonucunda ise sadelik, zarafet ve ölçülülük giderek geri planda kalmaktadır. Bazı ezoterik öğretilerde göbek deliği enerji akışı açısından önem taşıdığına dair yorumlar bulunur. Ancak konu hangi açıdan ele alınırsa alınsın, insanın kendine olan saygısını, duruşunu ve öz değerini koruması her zaman önemlidir. Toplum olarak yeniden özümüze, kültürümüze, nezakete ve asalete dönmeye ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü medeniyet sadece ilerlemekle değil, değerlerini koruyabilmekle de ölçülür.
1000Kitap
Dostoyevski bir gün kendi kendine şu soruyu sordu: “İnsan neden bazı şeyleri herkese anlatır… Bazı şeyleri sadece birkaç kişiye söyler… Ve bazı şeyleri de kimseye anlatamaz?” Cevap, Shakespeare’in düşüncelerinde gizli gibiydi; “Çünkü insanın gerçek hikâyesi, söylediği cümlelerde değil; sustuğu yerlerde gizlidir. İçimizde sakladığımız bakışlar, kimseye anlatamadığımız hayaller ve geceleri yalnız kaldığımızda düşündüklerimiz… Asıl ‘biz’, biraz da onlardır.” Freud, bu duruma psikanalitik bir yorum yapar ve şöyle der: “İnsan en çok, saklamaya çalıştığı duygudur. Bazı yaralar konuşulmaz… çünkü insan bazen kendi gerçeğinden bile korkar.” Dostoyevski bütün söylenenlerden sonra başını eğip: “En acısı da şu… İnsan bazen kendi içinde olup biteni bile anlayamaz” der. Bu yorumun taşıdığı anlam kadim filozof Sokrates’in düşüncelerinde kendine yur bulur. Nitekim Sokrates: “Önce kendini tanı. Çünkü dünyadaki en uzun yolculuk, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.” diyordu. Sokrates’in bu yorumuna ezeli düşmanı Nietzsche hafifçe gülümseyerek: “Eğer huzur istiyorsan, sorgulamayı bırak. Ama gerçekten kendini tanımak istiyorsan, aramaya devam etmek zorundasın. Çünkü insanın en büyük uçurumu, kendi içidir.” diyerek kişiyi kendinden uzaklaştıran bir söylemde bulundu. Peki ya hangisi? İnsan gerçekten kendini tanıyabilir mi… Yoksa ömrümüz boyunca kendi içimizde yabancı biri olarak mı yaşarız?
Duygu ve Düşünce