"Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sorununun çözümü olarak polisten medet ummak, çoğumuzu, Siyah, kahverengi, yoksul veya belgesiz olanlarımızı hedef alan bir kurumdan medet ummaktır. Şiddete çare olarak şiddete başvurmak demektir."
Lorde*’un "Hayatta Kalma Ayini" şiiri de kapı eşiklerini, gidiş gelişleri, şafaklar arasındaki saatleri anımsatarak aynı zamanda konuşmanın gerekliliğinden bahseder. "Hayatta kalması beklenmeyenler"in "konuşsalar daha iyi edeceklerini" söyler. Dünya seni güvende tutmadığında, hayatta kalmayı daha da zorlaştırdığında, "konuşmakta fayda var" çünkü, yine Lorde’un deyişiyle "sessizliğin seni de korumayacak".
"O yüzden konuşmakta fayda var."
Bana dikkatle yakından bakıyormuş gibi öne eğildi ve "Sara, Doğulu olduğunu bilmiyordum," dedi. Bu kelimeden irkildim, vurgulanış biçiminden, sömürge mirasından.
Bize kim olduğumuz söylenir, tarihte bir yere yerleştiriliriz. Ya da bir beklentiyi karşılamadığımızda bize kim olduğumuz sorulabilir. Görünüşünüz yüzünden durdurulup sorguya çekilebilirsiniz: Kimsin, nerelisin, aslen nerelisin? Siyah veya kahverengi olup burada doğmuş olabilirsin ama yine de bu soruyla karşılaşırsın. Bir keresinde Galler’in başkenti Cardiff'te bir sokakta yürürken bu soruyla karşılaştım. Burada doğduğumu söyledim. "Onu sormuyorum," dedi adam. "Avustralya'da büyüdüm," diye cevap verdim. Sinirlendi. Ne kastettiğini biliyordum. Kendimi açıklamamı, neden kahverengi olduğumu anlatmamı istiyordu. "Nerelisin?" sorusu size buralı veya buraya ait olmadığınızı söylemenin bir yolu olabilir. Buralı 'değil' olarak görüldüğünüzde belki de 'değil', olumsuzlama oluyorsunuz, bir şeyi zorluyor, birinin alanına giriyor olarak görülüyorsunuz.