...içimizdeki çocuğun ölmesine asla izin vermememizdir. Toplum bize bu çocuğu öldürmemiz için baskı yapar, ama direnmemiz gerek; çünkü içimizdeki çocuğu öldürdüğümüz zaman kendimizi de öldürürüz. Zamanından önce çöker ve yaşlanırız.
Sürgünde öğrendiğim şey, bu kitapta tüm okuyuculara
anlattığım şeydir: Her gün dünyaya açık ol, düşünmeye hazır ol; söyleneni sadece söylendiği için kabul etmeye hazır olma, okuduğunu yeniden okumaya eğilimli ol. Her gün sorgula, sor ve kuşku duy. Sanırım en gerekli olanı kuşku duymaktır. Emin olmamanın, yani, "kesinlikler"den fazlasıyla emin olmamanın hep gerektiğini düşünüyorum. Benim sürgünüm, uzun bir sürekli öğrenme dönemiydİ.
“Eğer işçiler bir şekilde kendi emeklerini sahip olmazlarsa, bütün yapısal reformlar etkisiz kalacaktır… İşçiler kendi emeklerinin sahibi olmalıdırlar, satıcısı değil… Çünkü emeğin ticaretini yapmak ya da emeğini satmak köleliğin bir biçimidir.”
Emek “kişinin bir parçası olduğu” ve “bir insan ne satılabileceği ne de kendisini satabileceği” için “Herkesin kendi emeğinin sahibi” olması gerektiği hakkında eleştiriler bilince ulaşmak, kolay çözüm yanılsamasının ötesine adım atmaktır.