Ne yaparsak yapalım sonunda bizi bırakacak olana sevdalanırız.Terk edilmek ölüm, yârin yanında kalmak yaşamaktır. Bu yüzden sonsuza kadar yaşayamayacağını öğrendiği an artık insanın içinde huzur kalmamıştır. Varoluşumuzun hiçbir durumda dinginliğe kavuşamaması bu sevdanın çıkmazlığı yüzündendir. Hırçınlığımız bundandır. Çünkü insan hayatı maalesef imkansız bir aşktan ibarettir. İnsanlık tarihi ölümle lanetlenmiş bir dünya sevdasının tarihidir. Tırnaklarını beyhude yer kabuğuna saplamış insanlık kendi geçiciliğinde yanmaktadır.
“Herkes sadece kendini sürüklüyor, kimse canlı değil ve kimse hiç ölmüyor, çünkü ölmek için insanın önce canlı olması gerekir. İnsanlar sadece sürükleniyor. Yüzlerine bak! Hatta başkalarının yüzlerine bakmaya gerek yok, aynaya bak, sürüklenmenin ne anlama geldiğini göreceksin. Ne canlı ne de ölü.”*
Neden böyle oluyor. Geç vakitlerde münasebetsiz bir sızı, kendi evimde gurbet duygusu, ruhuma esenlik buldurmayan huzursuzluk buluyorum. Bunun sebebi bu muhteşem güzelliğin insana kalmayacak olması olabilir mi?