Bu yüzyılda herkes bir işler çeviriyor, borsaya girip para kazanıyor ve pintilik ediyor. Özen gösterilen dış görünüş cilalanıyor, iki dirhem bir çekirdek giyiniliyor, yıkanılıyor, sabunlanılıyor, tırnaklar kesiliyor, tıraş olunuyor, saçlar taranıyor, ayakkabılar cilalanıyor, pantolonlar fırçalanıyor, dışarıdan bakıldığında herkes kusursuz, bir çakıl taşı kadar parlak, ölçülü, ağırbaşlı ve büyükannem kadar erdemli! Oysa vicdanların derinlerinde parmaklarına sümküren bir sığırtmacı bile ürkütecek lağımlar, çirkef kuyuları var. Bu döneme şu nitelemeyi bahşediyorum: Kirli temizlik.
Ama her ileriye girişte bir sürü döküntü bırakmıyor, bir sürü fire vermiyor muyuz? Hatta, çok kere, o döküntüler ayaklarımıza takılıp bizim de yolumuzda yürümemize engel olmuyorlar mı?