Bugün arkama bakmadan uzaklaştım çocukluğumdan. Geleceğime doğru yola koyuldum. Böyle söyleyince yanlış anlaşılmasın. Çocukluğumu, bir zamanlar çocuk olduğum fikrini seviyorum aslında.
Hayatımın her aşamasında tam bir empattım. Bu durumu şöyle anlatayım. Diyelim ki bir kadın bir erkeğin kalbini kırdı veya tam tersi. Kalbi kırılan tarafın yaşadıklarını, o an hissettiklerini tam anlamıyla harfi harfine ben de yaşar , ben de hissederdim. Karşımdaki üzgün kişiyle tek bir beden olurdum. Zaman zaman bu, fiziksel acıya bile dönüştürdü. Onun üzüntüsüyle o kadar bütünleşirdim ki haklının yanında olmak, haksıza tepki vermek, üzüntülü olanı avutmak, aklımın ucundan geçmezdi. Tavşan gibi kalırdım. Sonrasında hissettiğim hem ruhsal hem bedensel tükenmişlik anlatılamaz bir durum.
Şu an tam da bu haldeyim. Bir koltuğa oturdum bekliyorum. Etrafımda sürelli bir hareketlilik var. İnsanlar gelip geçiyor. Konuşanlar, şakalaşanlar, telefonu çalanlar, tatil planlayanlar... Bense omuzlarımda sanki bir tonluk ağırlık , gözlerimde en uygun anda ilk fırsatta akmayı bekleyen bir çeşme ile bekliyorum öylece. Oturuyorum , bekliyorum. Olmasını beklediğim şey zamanın geçmesi. Üzerinden vakit geçip araya başka konular girip dikkatimin başka yerlere kayması... Yapabileceğim başka şey yok. Dediğim gibi yorgunum . O kadar yorgunum ki yapabileceğim başka hiçbir şey yok.