Sevgili 1k Ailem ;
Bu gün benim için çok özel bir o kadar da değerli bir gün .Aslında hüzünlü bir fitratim olduğu icin mutluluğu paylaşmayı pek beceremiyorum.Bundan dolayı şahsi bir ileti olduğu için affınıza sığınıyorum.Ama yine de siz sevdiğim ,değer verdiklerim de bu anıma tanıklık etsin istiyorum.Bunları yazarken bile gözlerim yaşla doluyor emin olun.Meğer hisler konuşunca ,kelimeler susarmış ya.Kelimelerim gözyaşlarımın akmasına izin vermiyor kalbimde sevginin tarrakalarla çığır açmasını istiyor,paylaşmanın önünün kesilmesini istemiyor .Ya hu ne güzel insanlarla yollarım kesişti ,bogulmusluguma nefes oldu 1k...Birisini gerçek manada tanımak için beraber yolculuk etmek gerekiyormuş ya özellikle bazı arkadaşlarla kelimelerimiz beraber yol aldıkça ,samimiyet kurdukca gonullerimizin yakinlastigini hissettim.Hani önce yoldaş sonra yol, diyor şair.
Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor.Bir yola çıkacaksanız mesela hayat gibi yanınızda size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşın da güzelliğinden gelir.Yoldas ne güzel bir kelime değil mi ? Yolda hangi mevsime yakalanirsaniz yakalanin size eşlik eden ,hemnefes olabilen
kiriklarinizi tutkal misali yapıştıran,gönlünüze sımsıkı tutunan,kapısını her calisinizda ,
kimse yok mu diye sordugunuzda "buradayım " diyebilen...☀


Dost ne çok anlama geliyor.Dost candan öte işte,İkinci bir ben..Hani acınizi kederinizi sizinle yaşayan,sizinle beraber derman arayan,varlığı şifa gibi gelen,gerçekten size önem verdiği için size vakit ayıran ,insana yedek bir kalbi olduğunu hissettiren ,soluktaşiniz dost işte dost çokça manalara gelebilen.Kalbiniz buradan çarpsa ötelerden duyabilen,bir gulusunuzle kalpte çiçekler actirdiginiz,Ahmet Hamdi Tanpinar'in ifadesiyle "özledim" değil de "çokça gorecegim geldi" diyebileceginiz dost işte dost ...Barış Manço'nun ne çok severim "Bir ben var ki benim içimde,Benden öte benden ziyade" nefesiniz yani.İşte gönül kendisine benzeyene akarmis ya ,tüm bu saydıklarımi içine alan hatta daha da fazlası benim için çok kıymetli, canımm diyebildiğim sueda reyyan ablam iyi ki varsınız .İyi ki sizinle bir şekilde yollarımız kesismis.Benim için en büyük armağanın "siz" olduğunuzu unutmayın lütfen.💙Gerçekten hiç hak etmediğim halde ince düşünceniz için çooook teşekkür ederim.🙏💕

Gönlü güzel insanların gönlünde olmak en büyük servet be arkadaşlar .Biriktirilmesi zor olan ...Yarın çok geç olmadan sevdiklerinizin yüreğinden sımsıkı tutun,sımsıkı tutunun onlara ne olur.Çok sıcak samimi bir ortam burasi güzel degerlendirebilirsek,
güzel insan biriktirebilecegimiz .Geç olmadan sevgimizi ertelemeyelim.En büyük yanlisimiz bu emin olun."Bana öyle bir kelime söyle ki hiç eksilmesin "diyor ya Posta Kutusundaki Mızıka'da söyleyelim işte sevgimizi ,sevgi comerdi olalim...Değer bilelim,yarın çok geç olmadan.

Iyi ki varsınız .İyi ki buradayım ❤

https://i.hizliresim.com/0zVOAo.jpg

https://m.youtube.com/watch?v=-5CRXpzlWIM

Ragıp Sefa Sarı, bir alıntı ekledi.
24 May 14:35 · Beğendi

Kuran, Bedelsiz Cennet Anlayışına NE Dıyor?
Kur'an, cennetin bedelinden söz eder. Yüce Allah'ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın aldığını bildirir.
Ebedi Kurtuluş için mallar ve canlar karşılığı yapılması gereken bir ticaretten söz eder.
Allah, inanıp güvenenlerin kendilerini ve mallarını Cennete karşılık satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar; öldürürler ve ölürler. Bu Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da verdiği gerçek sözdür. Sözünü Allah’tan daha iyi tutan kimdir? Öyleyse yaptığınız bu satıştan dolayı sevinin. Bu, büyük bir kurtuluştur.( TEVBE - 9/ 111)
Ey inanıp güvenenler! Acıklı azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi?
"O ticaret, Allah’a ve elçisine tam güvenmeniz Allah yolunda mallarınızı ve canlarınızı ortaya koyarak mücadele (cihad) etmenizdir. Bilseniz sizin için hayırlı olan budur.
Bunlara karşılık Allah, günahlarınızı bağışlayacak ve sizi içinden ırmaklar akan bahçelere(cennetlere), güzel konaklara yerleştirecektir. Büyük başarı işte budur."
(Saf 61/ 10 - 12)
'Iman ettim' demekle
bırakılıvermenin ve kurtuluşa ermenin söz konusu olmayacağını beyan edilir.
(BKN: Ankebut 29 - 2 / 3)

'Yoksa siz sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin başınıza da gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız yoksulluk ve sıkıntı Onlara öylesine dokunmuş öyle sarsılmışlardı ki Nihayet elçi ve beraberindeki müminler
'Allah'ın yardımı ne zaman diyordu' bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır'
( Bakara 2 / 214)
Kurtuluş'un yolu insanların ürettiği kuruntular ve İltimas gibi beklentiler değil iman etmek ve iman akdinin gereklerini yerine getirmeye gayret etmektir. Iman akdi pratik sorumluluklar doğuran ve insan için asla çiğnenmesi gereken kırmızı çizgiler vaz eden bağlayıcı bir sözleşmedir.
Iman ciddi bir iddiadır ve insandan ciddiyet ister.
'Iman ettim' demek her şeyin sonu değil, her şeyin başlangıcıdır.
'Önemli olan bu sözü söz olmanın ötesine taşımak, onu hayatımızda görünür kılmaktır'.
Tarihsel süreçte üretilmiş olan 'iman Kalp ile tasdik dil ile ikrardır' anlayışı Kur'an'ın iman öğretisi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Aslında bu anlayış Müslümanların genel kabulüne aykırı şaz bir görüş olarak ortaya çıkmış fakat ilerleyen dönemde yaygınlık kazanarak bugüne kadar taşınmıştır.
Iman mefhumuna dair ilk dönemde yapılan tanımlara baktığımızda" Kalp ile tasdik dil ile ikrar vücudun azaları ile amel" tarihfinin öne çıktığını görmekteyiz.
Kur'an'ın iman amel bütünlüğü dair güçlü vurgusu, Amelsiz bir iman tanım ve tarifini zaten boşa çıkarmaktadır.
Kur'an'ın öğretisinde insanın Haktan mı batıldan mı yana oldugu yüce Allah'a kul olmayı mi tercih ettiği yoksa hevasına veya tağutlara kulluğumu dünya ekinini mi ahiret ekinini mi önceledigi ' Sarp Yokuşu aşıp aşamadıgi sorularının cevab alani amellerıdir.
Tipki ayeti kerimede beyan edildiği gibi:

"Sarp geçit nedir, nereden bileceksin? (Öyleyse dinle!)
O, boynu bükük olanı kurtarmaktır.
Veya kıtlık gününde yemek yedirmektir .Yakınlığı olan bir öksüzü,
Ya da sürünen bir çaresizi doyurmaktır. Bir de inanıp güvenen(mümin olan), biri birine sabrı tavsiye eden ve merhameti tavsiye eden kimselerden olmaktır."
(Beled 90 -12 \17)

"İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. Namazı tam kılar ve zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır."
(Bakara 2 / 177)
Kur'an'ın bize öğrettiği din, alemlerin Rabbine itaat etmeyi iman iddiasında bulunan insanlara şart koşmaktadır. Emir ve yasaklar konusunda Mümin bir kimse muhayyer değildir.
Evet Dinde zorlama yotur (2 /256) " insan şükredici veya nankör olma konusunda muhayyer bırakılmıştır. (76/ 3)
Ancak tercihini imandan yana yapan ve iman akdinde bulunan insan artık başıbozuk davranma, hevasına isteklerine göre yaşama keyfiliği içinde olamaz. Çünkü iman akdi bağlayıcıdır.
Iman akdinden sonra hevasına yönelmek akdin iptali anlamına gelir. Kur'an hiçbir konuda olmadığı gibi Bu konuda da hiçbir şakası yoktur.
" Ey iman edenler Allah'a karşı gelmekten sakının Eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz faizden geriye kalanı bırakın böyle yapmazsanız Allah Ve Resulu ile savaşa girdiğinizi bilin Eğer tövbe edecek olursanız Ana paranız sizindir . Böylece sizin de başkalarına Haksızlık etmiş olursunuz ne de başkaları size Haksızlık etmiş olur."
( Bakara 2 / 278 - 279)
Iman iddaa'sı beraberinde Allah'a itaati getirmediği takdirde bir anlam ifade etmemektedir yüzlerce ayet bu gerçeğe vurgu yapmaktadır.
Bir ayeti kerimede şöyle buyurulmaktadır :
"Onlar ancak kendilerine meleklerin veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: “Bekleyiniz, şüphesiz biz de beklemekteyiz.”
(En'am 6 / 158)
Bu ayetteki " imanın da veya imanıyla bir hayır kazanmamış" kısmı üzerinde iyi düşünmek gerekir. Tek başına bu ayet bile, geleneksel öğretinin iman amel konusundaki mürcie kaynaklı tezini çürütmeye yeterlidir.
Insanın akıbetini belirleyen dünya hayatında yapıp ettikleri bir kişinin ayinesi işidir /amelidir.
Hesapların görülmesi sonrası cennete cehenneme sevk edilen insanlarla ilgili Kur'an'da yazılan birçok ayet grubundan birini birlikte görelim :

"(Cehennemliklere) girin ona artık ister sabredin ister sabretmeyin sizin için birdir Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyor sunuz denilir hiç şüphesiz muttakiler cennetlerde Nimet içindedirler Rablerinin verdikleriyle sevinçli ve mutludurlar Rableri kendilerine çılgınca yanan cehennemin azabından korumuştur yaptıklarınızdan dolayı Afiyetle yiyin ve için (denilir)"
( 52 / Tur /16 - 19)

"Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Sonunda, işlerini kötü yapanları cezalandıracak ve iyi yapanları da daha güzeli ile ödüllendirecektir.
Büyük günahlardan va ahlaksızca fiillerden kaçınanlara gelince: ufak tefek kusurlar işleseler de, kesin olarak bilsinler ki senin Rabbin engin bağış sahibidir. O, yeryüzü (toprağından) sizi var ederken de, anneleriniz karınlarında cenin halindeyken de sizinle ilgili her şeyi bilir; şu halde kendinizi temize çıkarmayın:
Kimin takvaya uygun davrandığını en iyi bilen O'dur."
(Necm - 53 / 31 - 32)

Görüldüğü üzere Rabbimiz insanların karşılaştıkları akıbetlerinin onların amellerinin , yapıp etmelerinin belirleyeceğini bildirmektedir. Kur'an baştan sona Bu gerçeğe vurgu yapmak da salt iman iddiasının bir anlam ifade etmediğini bildirmektedir.
[ İslam'a İlk Adımlar
Şükrü Hüseyinoğlu ]
Sayfa: 89 - 94

İslam'da İlk Adımlar, Şükrü Hüseyinoğlu (Sayfa 89 - Ma'ruf Yayınları ~)İslam'da İlk Adımlar, Şükrü Hüseyinoğlu (Sayfa 89 - Ma'ruf Yayınları ~)
nejla güldalı, Saklı Seçilmişler'i inceledi.
23 May 12:18 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · Puan vermedi

Son söze gerek var mı?
Acilen bu küresel biyolojik savaşın farkında olmak gerekiyor.
Acilen ulusal tarım politikasına ihtiyaç var.
Acilen ulusal sağlık politikasına ihtiyaç var.
Acilen Atatürk’ün gösterdiği yolda ulusal bağımsızlığı yeniden yaratmaya ihtiyaç var.
Yoksa…
Sizi de, çocuklarınızı da, torunlarınızı da hızla öldürüyorlar!
BÜYÜK TEHLİKENİN FARKINDA OLUNUZ…
Sayfa: 475

Ben aslında inceleme yazmayı düşünmüyordum. Ancak dehşet verici gerçekler, gıda terörü, sağlık terörü ve insan soyunun planlı ve hızla yok edilişini görmek adına bence her dünya vatandaşının okuması gereken bir araştırma kitabı olmuş. Emeğine sağlık Soner Yalçın bu son sözlerinize bende naçizane şunu eklemek istiyorum; Mahmut Esat Bozkurt gibi ön görülü devlet adamlarına da çoooooooooook acillllllllll ihtiyaç var!!!!

esra k., Bir Yusuf Masalı'ı inceledi.
 23 May 10:37 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Aslında kitap okuyacak zamanı bile zor buluyorum, o yüzden inceleme yazmayı düşünmüyordum ama şiirler... şiirler parmaklarımı klavyeye doğru sürükledi, gerçi şuan bu kitap hakkında bir şeyler yazmaya çalışmayı elimdeki teknolojik aletle yapıyor olmayı da eleştirmedim değil, sanırım kağıt ve kalem daha çok yakışırdı, neyse kendi iç hesaplaşmamı sonraya bırakıp kitaba geçeyim.

İnsanın hayatında belli zamanlar vardır, bir an durup etrafında hareket hâlinde olan ne varsa sorgulamaya başlar. Önce yerleri sorgular; o neden orda? onun bendeki yeri doğru bir yer mi? Yada ben neden burdayım? gibi birbirinin benzeri olan bir çok soruya uygun cevaplar aramaya koyulur. Tıkandığı olur, doğru cevabı bulması için bilmem kaç yıl daha yaşaması gerektiğini de olur.

Bir Yusuf Masalı'nı okumak, böyle bir sorgulamanın kıpırtısını hissetiğim anlardan birine denk geldi.

"kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde"(s. 15)

Bu dize, dünyada olmayı bir kabulleniş mi acaba?

Bir Yusuf Masalı hiç benzemiyor diğer masallara. Bir şey, söylemek istiyor şair. Okuyanın kulağına değil de kalbine fısıldamak istercesine.

İnsan dedikleri bu nankör, kan dökücü, cimri, unutkan ( s. 64)

Bu sıfatlar dünyada olmak yüzünden mi bulaştı insanın üzerine acaba?

Çünkü boy atmaya can atarken bir fidan
Umursamaz çokluktakı kösteği.
Eylem gerek tohumu çatlatmak için ( s. 69)

Günün birinde bir hocam; "her insan toprağa atılmış bir tohum" demişti, o geldi aklıma...

Yalnız yaşayanların işidir
Yola çıkmak, yolu kat etmek. ( s. 78)

Ah, yaşamak! Dönüp dolaşıp geldiğimiz o nokta. Yola düşmek, yolda kalmak...

Aradı
Arayış ibresinden gözünü ayırmadı ( s. 83)

Ve aramak, durmadan. Yaralanarak...

Masal daha devam eder, bilmem ki nasıl biter...

Nzk Tpc, Elveda Gülsarı'ı inceledi.
 22 May 23:12 · Kitabı okudu · 11 günde · Puan vermedi

Cengiz Aytmatov favori yazarlarım arasına girmiş bulunmakta. Toprak Ana ile başlayan Cengiz Aytmatov okumam Cemile ve Elveda Gülsarı ile devam ediyor. Elveda Gülsarı kitabının ben de yeri çok çok ayrı. Çünkü nişanlımla tanıştığım gün Elveda Gülsarı kitabını okuduğunu söyledi. :)
Kitap adını attan alıyor. Ben sadece attan söz edeceğini zannederken bakıcısı Tanabay ve onun çalkantılı dönemlerinden bahsediyor.
Kitap, yaşlanmış eski canlılığını, o yorga koşusunu yitirmiş Gülsarı ve yaşlanmış Tanabay`in birlikte yola çıkmaları ve yarı yolda Gülsarı`nın bitkin düşmesi ile Tanabey`in o anlarda geçmişine dönmesi ile başlar.
Devrime, komünizme gönül vermiş bir Tanabay çıkıyor karşımıza. Savaştan sonra karşılaşıyor Gülsarı ile. Yılkıya bakan Turgay`dan alıyor Gülsarı`yı. İlk başta küçümsese de değerli yorga bir at olduğunu öğrenince kabul ediyor. Ve yetiştirmeye başlıyor. Yorga bir at olduğunu gizliyor. Değerlidir yorga atı. Gülsarı büyüyor Gülsarı ile Tanabay`ın namı yürüyor. Girdiği yarışları kazanan Gülsarı artık çocukların oyunlarında isim olarak yer alıyor.
Tanabey`de yılkıya bakmaktadır artık. Atları Kolhoz için yetiştirirler ve tüm atlar ve Gülsarı da dahil olmak üzere tüm atlar kolhoza aittir. Kolhozun yeni başkanı Güsarı`yı talep eder. Tanabey`in içi gider atı vermekle vermemek arasında git gel yaşasa da kolhoza ait olan malı vermek zorundadır. Gülsarı yeni sahibine ulaşır işte bu dönemde başlar hem Tanabay`ın hem de Gülsarı`nın çalkantılı yaşamı. Gülsarı çilelidir, Tanabay`da. Devrime, komünizme gönül vermiş, idealleri olan Tanabay kolhozun halini gördükçe içi gider. Ağzını tutamayan, eleştiren Tanabay lanet eder artık tüm yaptıklarına, onca yapılan şeye rağmen hiçbir şey olmamasına. Bu uğurda mücadele eden koyun çobanlığı yapacağına ve koyunlar hakkında nutuk atan Tanabay çobanlık yaptığı sırada isyan etmiştir artık. Kovulmuştur partiden.
Gülsarı ve Tanabay`ın bir müddet ayrı süren hayatları bir zaman yine buluşur ne eski Tanabey`de hayat vardır ne de eski Gülsarı`da.
Elveda Gülsarı....

Nephren Ka, Suskunlar'ı inceledi.
 22 May 23:00 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 10/10 puan

GEL! NE OLURSAN OL YİNE GEL!
ŞŞŞŞŞŞTTT GELSENİZE

DİKKAT bir miktar spoiler içerir!

İsmi “Suskunlar” ama bu roman sesin , musikinin romanı aslında.
Romanın isminin nerden kaynaklı olduğunu daha romanı listeme eklerken merak etmiştim ve çok şaşırtıcı bir gerekçeyle romanda karşılığını buldum.
“Suskunlar” romandaki bir mezarlığın ismidir.
...............
Mekân Sofuayyaş Mahallesi , bir Mevlevi Dergahı, bildiğiniz üzre kapısı herkese açık.
Hadi siz de “Gel” in...
İster ateist...
İster deist...
İster münkir...
İster mümin...
Ne olursanız olun siz de gelin...

Nereye aitsiniz? Şu an tam şu anda olmak istediğiniz yerde ve huzurda mısınız? Romanın sağır ve dilsiz kahramanı Eflatun ( sağır olmadan evvel) sürekli işittiği sesi takip ederek Mevlevihaneye gelir ait olduğu yerin bu dergah ve duyduğu sesin ney sesi olduğunu keşfeder.

Gel’ meyi bilmeyen “gel”emeyen insanlar da var elbet romanda işte tam bu yüzden Konstantiniye’ deki namlı musiki ustaları birer birer öldürülür...

Cinayetlerin sebebi musikîdir çünkü şarap gibi müzik de insanı sarhoş eder .O halde müzik de haramdır.

Halbuki:

Yegâh makamında ışık yaratıldı...
Dügâh makamında gökkubbe...
Segâh makamında toprak, ot ve ağaçlar...
Çargâh makamında güneş, ay, yıldızlar, gece ve gündüz...
Pençgâh makamında hayvanlar...
Şeşgâh makamında insan...
Heftgâh makamında yedinci gün mübarek kılındı...

Romanı sevdim, en çok da Kalın Musa’yı .
Torunlarının canı helva çekince parayla almamak için komşusunun ölmesini bekleyen cimri .
Yolda bulduğu pilici çalıp ilerde yemek için bahçeye salan ve ona “ Zümrüdüanka” ismini veren , gün gelip onu kesen ve rüşvet olarak ikram eden ama pilicin kemiklerini eline alır almaz üzüntüden inme inen Musa...

İhsan Oktay Anar ; müptelası olduğum, delice merak ettiğim, her türlü sosyal paylaşım sitelerinden ulaşmaya çalıştığım , hak ettiği değeri HENÜZ bulamamış yazara hayran kaldım yine.
...................
Dip not: GEL çağrısını duyduğunuzda kulaklarınızı açın çünkü kulak eğer gerçeği anlarsa göz’dür.

Uzun zaman ayrı kaldık. Günler birbiri ardına hep aynıydı. Güneş doğuyor, batıyordu. Zamanım yok dediğim her arkadaşımdan ayrı trip yemiştim. Mutluydum yine de. Sevdiğim işi yapmanın huzurunu yaşıyordum. Ekibimde ki herkes ailem olmuştu. Sevilip sayılmak ayrı, mutlu olmak ayrıydı benim için. Adım attığım her yolda arkamda duran sevdiklerim vardı. Gururu, başarıyı paylaştığım canortim vardı. Hayat böyle daha güzeldi. Bir arkadaşım daha var. Her günümü konuştuğum mühendis bey. Arada onu da askıya alıyordum. Dedim ya zamanım yoktu. Ama o trip atmaz tavır almazdı, adam mühendis abi benimle mi tripleşçek. :) Günler öyle böyle geçti ne kitap okuyabildim ne yazabildim. Buraya karalayacak bi anım hatıram yok. Ama sebeplerim okuduklarınız. Mesaj atan arkadaşlar var yaz da gülelim diye. Onlar bu mecrada tanıştıklarım değil ama yinede canım takipçilerim. Yine yeniden gülüşürüz. :)

Oğuz, bir alıntı ekledi.
22 May 18:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Obsesif Karınca
Ne halt edeceğimi inan ki bilmiyorum. İkiz kardeşim olduğunu öğrendim bugün. Obsesif bir karınca varmış. Bir buğday tanesini bulur, yuvasına taşır, sonra da o buğday tanesiyle yuvası arasında gidip gelirmiş, aldım mı almadım mı diye. Ömrü böyle gelip geçermiş. Şanslı bir insan olsaydım, bu karıncayı bulurdum. Daha şanslı bir insan olsaydım, bulduğumda ona bir çift laf ederdim. "Seni anlıyorum dostum," derdim. Daha da şanslı bir insan olsaydım, "Seni anlıyorum," dediğimde, obsesif karınca ona ne dediğimi anlardı. Sonra kendisine eşlik ederdim. Yuvamızda bir kırıntı kadar buğdayımız varken, yolda açlıktan ölürdük. Bence birinin derdine ortak olmak budur. Bir derdim var: Ben şanslı biri değilim.

OT Dergi Sayı: 63, Kolektif (Sinem Sal)OT Dergi Sayı: 63, Kolektif (Sinem Sal)