Yoksulluk ve sıkıntı içinde büyüyen, her şeye aç bir köy çocuğunun, köy enstitüsü gerçeğini bizlere ilk ağızdan anlatımıdır aslında bu kitap.
Köy Enstitülerinin amacı, onları salt teorik bilgi ile donatmak değil, işleyen demir ışıldar misali her türlü mesleki eğitimi kazandırarak köy öğretmenliğine hazırlamaktı. Tarım işleri, kendi sebze meyvesini üretmek, inşaat işleri, tuğlacılık, demir işçiliği, marangozluk, dikiş, temizlik, aşçılık konularında uygulamalı mesleki dersler alıyorlardı.
Bedenleri çalışıyor, elleri işliyor ama davranışlarının, konuşmalarının ve düşüncelerinin de gelişmesi gerekiyordu.
Gelsin sıra kültürel derslere.. Kitap okuyorlar, resim yapıyorlar, müzik dersi alıyorlar, enstrüman çalmayı öğreniyorlar, yazarlık, tiyatro…
Dönem dönem kültür derslerine katkı sağlayan isimleri duyunca etkilenmemek elde değil.
Ruhi Su, Sabahattin Ali, Sabahattin Eyüboğlu, Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday, Cahit Külebi bunlardan sadece bir kaçıydı…
Köy Enstitüleri bir eğitim devrimiydi.
Bu enstitülerde özellikle köyde doğmuş, büyümüş ve oranın yaşam koşullarına yatkın çocuklar eğitilerek öğretmen olacaklar ve yurdun dört bir yanına dağılan eğitim neferleri olarak, bilgilerini taze fidanları yetiştirmek için kullanacaklardı. Ama yobazlar boş durur mu cehalet iksiri hazırlıyorlardı.. Kazanın içinde neler yoktu ki, komünist yetiştiriyorlar, kızlı erkekli okuyorlar, bunlar köylüyü uyandıracaklar, köye ağa olacaklar, dedikodular ve iftiralar... kazanın altına habire odun sürerek kaynamasını hızlandırıyorlardı.
Ve ne yazık ki, gericiliğe, siyasete kurban ettirilerek kapatılan aydınlığın yüzü Köy Enstitüleri.
Talip Apaydın'ın sizinle konuşur gibi anlattığı yaşanmışlıklarını, karanlığın acısını çeken çocuğun nasıl aydınlığa çıktığını, Çifteler Köy Enstitüsünde başlayıp,