"Yaşamı güzel kılan,insanların birbirilerinin yüreklerini ısıtmak için bulabilecekleri iyilik dolu sözcüklerdir.Kimilerini ölene dek unutamazsınız, geriye dönüp baktığınızda anımsayacağınız tek şey size neler hissettirdikleridir..”
Maksim Gorki’nin Benim Üniversitelerim, bir gencin bilgiye, yaşama ve insana uzanan içsel yolculuğunun hikâyesidir.
Eserde, okula giremeyen ama hayatın içine doğrudan karışan bir gencin sesi vardır.
Bu kitap, yalnız bir gencin hikâyesi değildir; aynı zamanda insanın kendi kendini inşa etme serüvenidir. Gorki’nin Kazan’da kaybettikleri, aslında onun en büyük kazançlarına dönüşür. O artık bir öğrenciden çok bir gözlemcidir; toplumun yaralarını görür, insanın iç dünyasındaki karanlıkla yüzleşir. Ve sonunda şunu öğrenir:
Gerçek üniversite, yaşadığın hayattır.
Her acı, bir sınav; her düşüş, bir derstir.
Benim Üniversitelerim, bir diploma hikâyesi değil, bir uyanış hikâyesidir.
İnsan olmanın, düşünmenin, direncin hikâyesi.
Gorki, bize her satırda şunu hatırlatır:
Bilgi bazen bir kitaptan değil, bir ekmek kırıntısından, bir dostun sözünden ya da bir yoksulun gülümsemesinden gelir. Çünkü en büyük öğretmen, yaşamın kendisidir.