Livaneli bu kez, aşkın da ötesine geçerek kendi gençliğine, 68 kuşağının idealist ama yaralı çocuklarına dönüyor. O yılların “okuyan, yazan, düşünen” gençlerine yapılan işkenceleri, susturulmuş umutları anlatıyor. Kimi satırlarında kendi geçmişinin yankısı, kimi satırlarında bir ülkenin acı hafızası gizli.
Kitap bir hesaplaşma değil; daha çok bir hatırlayış, bir içe dönüş. Livaneli’nin kaleminde yine o kendine has dinginlik, ama bu kez içinde kırık bir tarih var.
Belki beklentim çok yüksekti, belki de Livaneli’den her defasında bir başyapıt bekliyorum.
Bu yüzden tam anlamıyla beni tatmin etti diyemem.
Ama yine de, onun kaleminden çıkan her satırda samimiyetin ve vicdanın izi var.
Kısacası Bekle Beni, bir dönemi anlatırken aslında hepimize “unutma” diyor.