"Dünya da üç türlü kadın vardır ," dedi.İkisi zahmet ve derttir , üçüncüsü ise daimi hazinedir.
O birinci türden kadın alırsan , o kadın tamamıyla senin olur. İkinci türden türden alırsan , yarısı senindir, yarısı senden ayrı kalır.
Üçüncü tür kadın ise , bilmiş ol ki hiçbir zaman sana mal olmaz.
Bakire tamamıyla sana mal olur.
Yarısı senin olan kadın , dul kadındır.
Fakat hiçbir suretle sana mal olmayacak kadın ise , çocuklu dul kadındır.
İlk kocasından çocuğu olan kadının sevgisi de , hatıraları da , aklı fikri de hep eski kocasına gider.
Dostu Hz. Yusuf'a :
"Zindanda ve kuyuda ne haldeydin ? " diye sordu.
Hz. Yusuf şöyle yanıtladı :
"Ayın dolunay halinden çıkıp hilal hâline gelişi gibiydim. Görmez misin? Ay önce görünmez ; sonra hilal olur da iki büklüm bir hâlde görünür. Fakat sonunda yine gökte dolunay hâline gelmez mi?
Güneşin turuncusunda emanet bırakılan bekleyişler göze çarpıyor, her şey yerli yerinde duruyor gibi...
Ama sadece "gibi" gözüküyor Ben sana melal sen bana hayal ,Suçumu yüreğime vurur gibi, şöyle seslendiğini duyar gibi oluyorum:"Gözlerini indir ey sevdaya bel bağlamış serkeş , neyine , bir düşün peşi sıra sonsuzluğu dilenmek ? Daha ne vakte dek rüyalarda teselli arayacaksın olmaz hayallerine ? Düş !Uyan artık !
"Kadın bir kaburga kemiği gibidir.Kadın bir kaburga kemiğinden , bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın , kırılması da boşanmasıdır."