İşte, ‘aşk’ da bunun gibi tarife ve tahlile sığmayan bir şeydir. İnsan sever, niçin ve nasıl sevdiğini bilmeyerek. Zaten insan bunu bilmeğe, kendi içini apaydın görmeğe ve hele, sizin gibi aşkın felsefesini yapmağa başladığı anda artık sevmiyor demektir. Onun için seven adam daima mantıksızdır, daima muammalıdır.
Doktor Hikmet, şu dakikada yalnızlıktan başka hiçbir şeyin hasretini duymuyordu. Yalnızlık… Lakin bir şehrin gürültüsü içinde, pencereleri bir işlek caddeye bakan bir odadaki yalnızlığı değil, tam manasiyle bir kır ortasında, sessizlik, tembellik ve tahayyülle dolu bir yalnızlık istiyordu.