İstanbul günden güne gönül vatanı, gönül mekânı olmaktan çıkıyor. Renk, koku ve ışıklarını kaybetmiş şehirde bir yabancı olarak dolaşıyoruz. İstanbul müziğini kaybetti, artık yolunu bulamaz. Çünkü insanlar ve şehirler şarkıdan, şiirden ve hikâyeden yapılır, birbirinin kalbine yazılır. Şimdi insanlar ve şehirler şarkısını, şiirini, hikâyesini dolayısıyla hüznünü, sevincini, hafızasını kaybetti. Dillerinde başka nağme, rüyasında başka güzellikler sayıklıyor, hikâyesinde kendileri yok.
Belki de kişinin yaşayabileceği en büyük acı, sarılamaz yara; artık yürünerek varılacak bir menzilin, konuşularak anlaşılacak bir meselenin, bir ömür sürdürmeye değer bir dostluğun, kişinin "İyi ki yaşadım!" diyebileceği bir ömrünün kalmadığına ilişkin bir duygu hâline ulaşması. Anıların, yaşanmışlıkların, coşkuların hiçbir şey ifade etmediği bir yere gelinmesi. Ne kavuşmanın ne ayrılığın anlamsız hale gelmesi. Coşkuyla yaptığı bir işin anlamını yitirmesi.